cantabile

cantabile
@cantabile
''1980'lerde, araştırma faaliyetini birlikte sürdürdüğüm meslektaşım ve eşim Joan Kleinman'la birlikte, Çin'deki Kültür Devrimi sırasında ciddi travmalar yaşamış olan aydınlar, politik kadrolar ve işçilerle görüşmelere yapmış, bu arada sinirsel yıpranmışlık / nevrasteni şikayetlerini dinlemiştik. Şikayetler daha da ayrıştırılmış, baş dönmesi, bitkinlik ve ağrı hissedildiği de belirtimişti. Birçoklarının paylaştığı, en azından anlayabildiği kişilerarası standart bir deyimdi bu. Kültür Devrimi'ni açıkça eleştirmenin politik bakımdan çok tehlikeli olduğu bir dehşet döneminde söz konusu yakınmalar ortak ve gizli bir tarih oluşturuyordu. Tedirgince yaşanan sinirliliki kendilikleri, bedenleri ve ilişkileri parçalayan muazzam bir politik güç tarafından sarsılmış olma duygusu yaratmıştı kişilerde. Baş dönmesi, politik ve toplumsal devrimin çalkantıları arasında yaşanan iç ve dış yön kaybını birbirine bağlamaktaydı; bitkinlik, tükenmiş kolektif ve kişisel kaynakların birbirine bağlı yaşantıların dışavurumuydu; ağrı ise hem toplumsal hem de bireysel bedende hissediliyordu. Kültür Devrimi kolektif güvenliği, kişisel konumları, ilişkileri, kaynakları ve yaşamları tehdit etmişti. Tehlike ve sinirlilik aynı anda hem ilişkiler ağında hem beden-kendilikte patlayan travmatik süreçleri betimlemektedir.''
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
''Görüldüğü gibi, duyguların dışavuruluşunu anlamak daha geniş bir kültürel kavrayış ve duyguların sadece psikoloji değil, aynı zamanda bir din ve kültür dünyasına ait olduğuna ilişkin bir farkındalık gerektirmektedir. Söylemin çok küçük parçalarını anlamak, birkaç cümleye ancak çok küçük bir kısmı dile getirilmiş büyük çaplı öyküleri sezebilmek ve söz konusu kişinin açıkça ifade ettiği şeylerle bağlantısı kurulabilecek çağrışımların ya da sezgisel yaşam deneyimlerinin oluşturduğu örüntüleri fark edip izleyebilmek hep derinlemesine kültürel süreçlerdir ve kültürel yeterlilik gerektirirler.''
''Akılcı felsefe anlayışına ilk defa sistemli bir şekilde karşı çıkan Gazali olmuştur. Zira ona göre, felsefenin bütün dallarını bilim olarak kabul edebildiğimiz halde metafiziği bir bilim dalı olarak saymamız mümkün değildir. Gazali'nin demek istediği, akılcı felsefe anlayışının metafizik konularda da matematik ve mantıkta olduğu gibi kesin sonuçlar elde etmek istemesine karşılık; matematiksel kesinliğin ve doğruluğun, konusu temelde gayb olan metafizikle elde edilemeyeceği idi.''
"Tarihî tecrübemiz bizim itikadımızın, hayat görüşümüzün hâsılasıdır; olduğu gibi muhafaza etmek ya da etmemek elimizdedir. Çünkü kudema şöyle der: Kişiler, asırlar ve durumlar hiçbir zaman tek bir vetîre üzere değildir; tersine her asır, her kişi ve her durum için ayrı, kendine has bir siyaset, yani varlığı/tabiatı idrak tarzı, hayatı yaşama tavrı gereklidir."
''Dilin sosyal gerçekliğin çoklu muhtemel versiyonlarına imkan sağlayan bu hususiyeti aynı zamanda argümantatif ve retoriksel bir bağlam yaratmaktadır (Billig, 1991). Söylem her zaman için duruma aittir yani konuşmalar/metinler birbiri ardısıra gelen etkileşime, bağlama gömüktür. Bu sebeple söylemleri etkileşim sırasındaki bağlam içinde, durum içinde konumlandırmak gerekir. Biz buna bağlama gömüklük diyebiliriz. ..Bundan kasıt kurulan gerçeklik versiyonunda inşa edilen anlam ya da söylemin işlevsel olduğudur, bu versiyon sizi kazanmak için ikna edici olmak zorundadır (Wetherell, 2001).''