''Tüm bu durumların hepsinde de, antropolojinin karşılaştırmacı doğası gereği, antropologun kendisi de dahil bir toplumun üyelerinin kanıksadığı ve kabul ettiği ne varsa, hepsi sorgulanmalı ve hatta sorunsallaştırılmalıdır. Sonuç olarak, antropolojinin iki hareket noktası vardır. Antropologlar hem diğer kültürleri kendi bakış açılarından anlamak hem de kendi kültürlerini sorgulamak için, diğer toplumların yaşayış biçimlerini araştırırlar.''
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
''Kültür bir anlam sistemidir; bir eylemin tasarlanması ve o genellikle o eylemi paylaşan insanlar açısından bilinçsiz, kesin gözüyle bakılan bir gerçeklik olması üzerinden değer standartları sağlar. Yeni bir şehri ya da ülkeyi deneyimlemek, yeni insanlarla tanışmak ya da yeni bir şeyler yapmayı denemek bir şey, kişinin bu deneyimleri ve bulguları, başkaları tarafından anlamlandırılması adına nasıl yorumlayacağı ya da idare edeceği başka bir şeydir.''
''Kişiliği ayırıcı özellik yaklaşımıyla ele almanın bir yararı, insanlar arasında karşılaştırma yapmayı kolaylaştırmasıdır. Bir ayırıcı özellik tanımı, insanların ayırıcı özellik sürekliliğinde diğer insanlara göre nerede bulunduğunu görmemize yardımcı olur. Bir kişinin kadınsı olduğunu belirtirken, aslında o kişinin pek çok insandan daha kadınsı olduğunu belirtmiş oluruz.''
''Türkiye'de yapılan çalışmalar gözden geçirildiğinde depresyonun kültürel yönlerinin yeterince ele alınmadığı, çoğu kez Türkiye'de gözlenen depresyonların Batı ülkelerinde gözlenenlerden farksız varsayıldığı, kültürel özellikleri ele alan çalışmaların ise genellikle modernist yaklaşımı benimsediği, Batı ülkelerinde geliştirilmiş ölçeklerin Türkiye'deki depresyon olgularına uygulandığı, depresyona kültürün içinden bakan tanımlayıcı çalışmaların bulunmadığı görülmektedir. Batı ülkelerinde geliştirilen tanı kategorilerinin Türkiye'deki hastalara tam da uymadığı zaman zaman dile getirilse de, Türkiye'ye özgü bir sınıflandırma dizgesi geliştirmeye yönelik hiçbir çaba ortaya çıkmadı.
Kanımca depresyonun sosyokültürel yönelik bu ilgisizlik rastlantısal olmayıp yine Türkiye'nin bazı sosyokültürel özelliklerinden kaynaklanmaktadır.
Türkiye'de farklı alt kültürel gruplarda depresyon prevalansını karşılaştıran çalışmalar bulunmakla birlikte, artık en azından farklı coğrafi bölgeleri, kentsel ve kırsal bölgeleriyle birbirleriyle karşılaştırma olanağı doğmuştur. Farklı bölgelerde farklı yöntemler kullanılarak yapılan araştırmalarda o bölgelerde depresyon prevalansını karşılaştırmak olanaklı değildir. Bu sorun Türkiye Ruh Sağlığı Profili araştırması türünde çok-merkezli çalışmalarla çözülebilir. Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış uluslararası ölçekler güvenlik sorununu çözmekte, ancak geçerliğe ilişkin soru işaretleri varlığını sürdürmektedir: Bu ölçekler neyi ölçmektedir? Ölçeklerin verildiği herkes soruların içeriğini anlamakta mıdır? Bu ölçeklerin Türkiye'de görülen bazı depresyonları atlama olasılığı var mıdır? Türkiye'de, depresyonu bu ölçeklere sığmayan ve farklı belirtilerle dışavurulan bazı alt kültürel gruplar var mıdır? Büyük ölçüde kimlik psikiyatrinin