Bu kitap yalnızca bir şiir derlemesi değil bir ömrün direnişi, hasreti, sevgisi ve insanlığa dair umutlarıdır. Sayfaları çevirdikçe sadece kelimeler değil, bir kalbin içi dökülüyor önünüze. Her şiir insanı bir başka yerinden yakalıyor; ya bir çocuğun gözünden, ya bir mahpusun duvarından ya da yüreği yorgun ama inancı dimdik bir halkın içinden. Çünkü o, insanı anlatırken hiçbir zaman yalnızca kendini anlatmadı. Nazım’ın kalemiyle yazılmış her dize kendi iç dünyamızın yankısına dönüşüyor bir yerden sonra. Kitap devasa bir külliyat gibi görünse de aceleyle okunacak bir şey değil. Her şiirin durup sindirilmesi hatta bazen dönüp tekrar tekrar okunması gerekiyor çünkü bazı dizeleri yutmak kolay değil. Özellikle ölüme ve acıya yazılmış şiirlerinde kelimeler boğazda düğümleniyor. Öyle anlar oluyor ki, kitap elinizde ama gözleriniz başka bir yere dalıyor, Nazım’ın öfkesini ve sevgisini taşıyan o kelimeler uzun süre kalıyor içinizde.
Nazım Hikmet’in şiirlerinde yaşadığı çağın sancısını ve gelecek güzel günlere olan umudunu bir arada buluyorsunuz. Ne sadece karanlık, ne de tamamen aydınlık. Evet bu kitap sadece okunmaz; yaşanır. Her dizede başka bir insana başka bir döneme ve en çok da kendine rastlar insan ve sonunda, Nazım Hikmet yalnızca büyük bir şair olarak değil, yaşadığı her anın hakkını veren bir insan olarak kalır yüreğinizde.