• 456 syf.
    ·13 günde·Beğendi·9/10
    Uzun zamandır kitap incelemesi yapmıyordum umarım faydalı olur..
    Yazarın gökbilimci oluşu kitaba damgasını vurmuş gibi görünüyor. Çok fazla bilim kurgu okumam ama okuduğum bilim kurgular arasında en hayal edilebilir olanıydı diyebilirim. Bizim kadar gelişmiş bir dünyada bir gök bilimci kadın, kendisini yıllarca uzaydan gelen radyo frekansları dinlemeye veriyor ve bir gün ödeneği kesilmeye yakın, vazgeçme yoluna girdiği bir zamanda bir mesaj almaya başladığını fark ediyor. Her gökbilimcinin hayalidir herhalde, bir gün uzaylı bir medeniyetten bir mesaj almak.. Hatta bu hayal için gök bilimci olmaya da gerek yok, herkes hayal etmez mi böyle bir mesaj ya da buluşmayı..
    ! Biraz spoiler verebilirim !
    Aldığı mesajın tamamına erişebilmek için diğer bir çok ülkedeki radyo frekansı dinleyebilen gök bilim merkezleriyle diyaloğa geçiyorlar ve bir anda mesaj bütün dünyaya yayılıyor. Mesajın kısa bir kısmını çözümleyebiliyorlar ve çözümlenen mesajda Hitler'in Almanya'da yaptığı, ulusa sesleniş benzeri bir konuşmasına denk geliyorlar. Tüm dünya panikliyor, nasıl bir mesaj verilmeye çalışıldığını anlamaya çalışıyor ve hatta korkuyorlar. Mesajın sebebine gelince, TV yayınlarının ilk yapılmaya başlandığı zamanlardan yakaladıkları bir görüntü o uzak ırkın, sizi duyduk demeye çalışıyorlar yalnızca. O yayını almaları ve cevabını göndermeleri de yıllar yıllar alıyor anlayacağınız.

    Gönderdikleri mesajın tamamını almaları ve çözümleyebilmeleri yıllar sürüyor demiştim. Ülkeler arası yapılan anlaşmalar nedeniyle çözümlenen mesaj paylaşılıyor ve sonucunda bir makine yapımı için tarif olduğu anlaşılıyor. Her kafadan bir ses çıkıyor, ülkeler karışıyor. Makine yapılmasın diyenler, Tanrının buyruğuna ters diyenler ve daha neler neler..
    Bu aradaaaa en çok dikkatimi çeken şey din ve bilim çatışmasını çok anlaşılır şekilde  ortaya dökmesi oldu Sagan'ın. Sadece din ve bilim değil elbette, yönetimler, halk, idare.. Çatışmaları ve yanlışlıkları öyle iyi anlatmış ki, bilim insanlarının ukalalığı, din insanlarının yobazlığı, siyasetçilerin zorbalığı...
    Mesaj çözümleniyor ve beş ülkeden beş bilim insanı seçiliyor makineyi kullanmak üzere. Beş insan çünkü makine yapılınca beş kişilik koltuk bulunuyor içerisinde. Makinenin yapılması da yıllar alıyor elbette, alışılmadık bir teknoloji ve bu arada yeni gelişmeler dünyada bir çok şeyi değiştiriyor. İnsanlar (zengin olanları elbette) uzay gezileri yapmaktan geçtim, uzayda evler kuruyor..

    Bu beş kişi büyük bir törenle makineye biniyor ve beşi birden koltuklarına oturdukları anda makine hareket etmeye başlıyor. Solucan deliği gibi, sürtünmesiz bir alandan geçiyorlar, sonra birinden daha ve diğerinde. Varacakları yere vardıklarında neler olduğunu anlatmayacağım.... Döndüklerinde yaşadıkları hüsran yetiyor çünkü olanlara. Öncelikle, seyahate inanan çıkmıyor çünkü onlar için bir günden fazla süren yolculuk, dünyada yarım saat kadar, makinenin hareketsiz durmasından ve seferilerin girdikleri gibi çıkmasından ibaret. İnanan olmuyor anlattıklarına, sorguya alınıyor, hırpalanıyor, delirmekle suçlanıyorlar. En sonunda olanlar hiç olmamışçasına dünya seyrine devam ediyor ancak bir bilim insanı ve bir din insanı aralarındaki büyük çıkmazı aşıyorlar. Kahramanımız mesajı yakalayan kadın ve onu engellemeye çalışan adam.

    Sonuç olarak Mesajı okunması gereken kitaplar listeme aldım. Erkek arkadaşımın kitaplığından almıştım, Siz de bir arkadaşınızın kitaplığında bulursanız, kaçırmayın.. Sevgiler..
    Carl Sagan
  • 456 syf.
    ·27 günde·10/10
    > Evet, sihirli parmaklar yavaş yavaş kendine geliyor ve geldik gene okumuş, bitirmiş olduğum güzel bir kitabın incelemesine daha. Çaylar, kahveler hazır mı? Konumuz gene bir hayli uzun ve bu sefer Carl Sagan ile birlikte, uzayın engin derinliklerine ve sonuz çıkmazına doğru yol alacağız. Bu aralar ufak tefek hadiseler yüzünden canım sıkkın olsa da, unutabilmek için okumak ve yazmak istiyorum. Biliyorum, biliyorum. Hangimizin dertleri ve sıkıntıları yok ki? Ve hepimiz gündelik hayatın yorgunluğunu ve stresini atmak için kitaplara sığınıyor, burada, 1K’da sevdiklerimiz ile güzel kitaplar hakkında bilgi alışverişinde bulunuyoruz. Hepinizin dertsiz, sıkıntısız günler geçirmesini ve neşenizin daim olmasını diler ve ısınma turlarımızı da tamamladıktan sonra, artık yavaş yavaş uzayın boşluklarına akalım derim. :)

    > Gene günlerden bir gün, üzerime gelen işsizlik ve can sıkıntısın, afakanlar ile ortaklaşa beni darladığı bir anda, kendimi benim sahaf arkadaş, Beyhan’ın mekânında buldum. Onca güzelliklerin arasında, hoş kitap kokusunun eşliğinde gezinirken ve kendime uygun bir şeyler ararken; “büyük bir heyecanla avını arayan avcıymışım” hissine kapıldım ve işte, avım orada bana Mesaj vermeye çalışıyordu. İşte asıl şimdi aklıma, sevgili Richard Bach’ın; “Cevap alamamanızın en büyük sebebi, soruları sormamış olmanızdır,” geldi ve elimi kitaba doğru uzatarak, bir bilinmeyene yolculuk edeceğimin farkında olmadan, soruları sormak için aldım bu kitabı. İlgi duyduğum ve sevdiğim türde olan bu kitabı satın almak konusunda hiç tereddüt etmedim ve acaba gerçekten, kafamda kuyrukları birbirine değmeden dönen tilkilere aradıkları doğru cevapları verebilecek miydim, bu romanın içeriğiyle? Göreceğiz!

    > Yıl olmuş 2019, 21. yüzyıla girmişiz ve ben yaklaşık 34 yıl önce yazılan bu kitaba daha yeni kavuştum ve nihayet Carl Sagan'ın Mesaj’ına nail olacaktım. İlk olarak 1985 yılında yayınlanan kitap, 1997 yılında beyaz perdeye uyarlanarak bir film haline getirilmiştir. Kitaba ilgi duymaktaydım, çünkü Carl Sagan'ın bir tür ikonik figür olduğunu biliyor ve kendisinin daha geniş bilim ve din ilişkisi ile de ilgileniyordum. Şimdi bu inceleme ile Sagan’ın bilimsel dünya görüşlerini, Atticus Finch'in; “dünyayı başka birinin gözüyle görmek” sözünde ifade ettiği gibi, elimden geldiğince dikkatli bir şekilde aktarmak, anlatmak istiyorum. Açıkçası, tüm zamanların en çok satan İngilizce bilim kitabı olan Mesaj’ın, günümüz dünya görüşü ve sorunları hakkında da iyi bir giriş yaptığı kanısındayım.

    > Kitabı okumaya başladıktan sonra, yazarın kalemine olan hâkimiyeti ve edebi niteliği çok hoşuma gitti doğrusu. Kitap, farklı karakterler için titizlikle belirlenmiş rol yapısı, romandaki kişilerin psikolojisi ve konuşması gibi ayrıntılarla bezenmiş yaratıcı bir duyarlılığa sahipti. Uzaylılarla ilgili okuduğumuz, bildiğimiz kitapların birçoğu içerik olarak uzay savaşları ve dünya istilası ile ilgilidir. Fakat dünyalılar olarak alacağımız bu mesaj jeopolitik, dini ve kültürel dinamikleri kapsamakta ve Sagan bunların hepsini gerçekçilik ve incelikle anlatmaktadır.

    > Bazı okurların, Sagan’ın anlatım tarzının zaman zaman az biraz ağır gittiğini düşüneceklerine eminim. Fakat kendinizi gerçekten kitaba verdiğinizde, kitabın esasında yatmakta olan fikirlerin dikkatinizi çekecek kadar önemli ve ilginç geleceğine eminim. Size ilk heyecan verecek olan, dünyamızdan yaklaşık 26 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızdan bir mesaj alınması ve alınan bu karmaşık, deşifre edilmesi zor mesaj aracılığı ile önemli bilgilerin aktarılması olacaktır. Kitap hakkında benim için en ilginç ve dikkat çekici olan şeyler ise, teolojik ve manevi çıkarımlardır. Çok sayıda bilim-din diyaloğuna şahit olacağız ve projenin geleceğine dair büyük çaba sarf eden bilim insanları ile maneviyatın ağır bastığı figürler arasında geçen keskin bir tartışmaları merakla okuyacağız. Sagan, özellikle bu bölümlerde ve konunun ilerleyişinde dini, belki kendisinden beklediğimden daha farklı resmetti. Ama kabul etmek gerekirse, arada dini fanatizmin bilime ters düşen çirkin ifadelerini ve eleştirilerinin bir kısmını da göreceğiz. Kitapta aynı zamanda, en sempatik ve merak uyandıran karakterlerden biri bir Hristiyan papazdır (beyaz perdeye aktarılan filmde, Matthew McConaughey'nin canlandırdığı karakter Palmer Joss).

    > Kitabın ilerleyen bölümlerinde, şaşırtıcı bir şekilde, romanda geçenlerin, dünya görüşüne nasıl ters düşmeye başladığını ve bu mesaj aracılığı ile zorlu bir misyona çıkmış olan bilim insanlarına, bu bilinmeyene yaptıkları zorlu yolculuk sonrası nasıl davranıldığını okuyacağız. Gerçekler inkâr edilmez ve gizlenemez, ama onlara karşı yapılan haksız ve yersiz eleştiriler, daha öncesinde olduğu gibi, dini kitaplarda, din adamları tarafından belirtilen argümanlar ile aynıdır. Göze alınan bunca şey sadece deneyime hitap edecek türde, doğrulanabilir verilerden yoksun şeylerdir ve tüm bu dipsiz kuyuya yapılan maceralı yolculuk sadece büyük bir ironiden ibarettir.

    > Fakat unutmamalıyız ki, evrende insanlar dışında, başka zeki varlıkların olabileceği ihtimali bile biz insanları heyecanlandırmaya ve hatta bazılarımızı korkutmaya yetiyor. Sagan’a göre, onlarla iletişim kurabiliriz ve muhtemelen bu canlılar bizden daha da yaşlılar ve daha akıllılar. Bize karmaşık bilgi birikimlerini ve engin deneyimlerini gönderiyorlar. Bunu, bize gönderdikleri matematiksel sıralamalar ile şifreledikleri gizli mesajları aracılığı ile anlatma gayreti içerisindeler. Bu mesajların, dünyanın kendi ekseninde dönmesinden kaynaklı ara boşluklar sayesinde, diğer rakip ülke istasyonları tarafından tespit edilmesi ve istenmeyen kişilerin eline geçmiş olması bile, konuya uzman olan kişi ve yöneticileri bir hayli endişelendirmeye yetecek derece de önemliydi. Matematikçiler hangi temel keşifleri kaçırmış olabileceği konusunda bir hayli tedirgindiler. Dini liderler, bu mesajı bize ileten uzaylıların, özellikle gençler arasında daha çok taraf bulacağından endişe duyuyorlardı. Ve gökbilimciler, bugüne kadar incelemiş oldukları yakın yıldızlar ile ilgili nerede, neyi yanlış yaptıkları konusunda kendilerini düşünmekten alamıyorlardı. Politikacılar, hükumet liderleri ve askeri kanattan bazıları ise oldukça farklı düşünceler ve bir takım önlem alma eğilimi içerisindeydiler. Evet, biz insanlardan daha üstün bir medeniyet takdir, hatta kabul edilebilir, ama doğru olduğunu düşündüğümüz şeyler ya bir yanlış anlama ya da özel bir durum veya mantıksal bir hata içeriyor ise?

    > Burada, kitap bize “temas - mesaj”ın galaksinin tek bir sisteminde bulunan bir yıldızdan gelmediğini ve daha derinden, daha aşkın bir kaynaktan geldiğini anlatmaya çalışıyor. Aslında, birkaç teleolojik argümanla, biz okurlara anlatılmak istenilen: “mekânın dokusunda ve maddenin yapısında, bilinmeyen bir sanatçının küçük bir imzasının olduğudur. Ama şunu da bilmekte fayda var; Sagan, Einstein ve Spinoza gibi, bilinmezcilik veya bilinemezciliğin; teolojik olarak tanrının varlığından veya yokluğundan, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi akım olan Agnostisizm’e inandığı ifade etmiştir. Birçok insan bilimin bir şekilde dinin yerini aldığı fikrine sahiptir. Sagan'ın kendisinin de, buna benzer ileri görüşlere sahip düşünce ve mesajları vardır. Ancak bu hikâye, bilimsel keşif ve ilerleme ile birlikte biz okurlara, Tanrı'nın daha temel ve içsel olduğu inancını veriyor ve Ellie Arroway ve ekibi aracılılığı ile bize vicdanımıza kulak vermemiz gerekliliğini tekrar hatırlatıyor.

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ A.Y. ~