Murat

Rusların bize düşman olduğu muhakkaktı. Polonya'nın yarısını aldıktan, Baltık devletlerini ekledikten, Rumenlerden Basarabya'yı kopardıktan sonra bize taarruz için Kafkasya'ya yığınak yapmışlar, fakat onlar bize saldıramadan Almanlar kendilerine yüklendiği için bu son düşüncelerini tatbik edememişlerdi. Bu şartlar içinde memlekette Moskof dostu, Moskof dostu değil de Moskof'un kendisi olan komünistleri yok etmek gerekmez miydi? Yoksa Millî Şef, Moskoflardan çekiniyordu da, yarın bir Moskof zaferi gerçekleşirse, onları yatıştırmak için Rus dostu bir hükümet kurarak memleketi veya kendi sandalyesini kurtarmak üzere zemin mi hazırlıyordu? Kabinedeki bazı bakanlardan ve kabine dışındaki bazı Halk Partililerden şüphe etmek için ciddi sebepler vardı. Yoksa bunların hiçbiri değil de bu Rus dostları veya gizli Moskof ajanları Milli Şef'i kafese mi koymuşlardı? Nitekim Roosevelt de adamakıllı kafese girmişti. Başkan Yardımcısı Wallace'ın buz gibi komünist olduğu, birçok devlet sırlarının Ruslara satıldığı sonradan ortaya çıkmıştı. Bizim pek devlet sırrımız yoktu amma Millî Şef'in et-rafındakilerden bazılarının Rus ajanı olması muhtemeldi.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Biz Avrupalı falan değiliz. Buz gibi Asyalıyız ve hepsinden üstün olarak da Türk'üz... Anladın mı monşer? Avrupalı olmak meziyet olmadığı gibi, Asyalı olmak da kusur değildir. Unutma ki Arnavut Avrupalı fakat Japon Asyalıdır.
Sayfa 73·Kitabı okudu
:D
Adamın biri gelip vezirin makamına oturmuş. Vezir onu görünce yarı hayret, yarı öfkeylesormuş: - "Kimsin?" Adam gayet kayıtsız bir tavırla soruyu soru ile karşılamış: "Sen kimsin?" Vezir şaşkın, cevap vermiş: "Vezirim!" "Sonra ne olacaksın?" "İki tuğlu vezir olacağım!" "Sonra?" "Sonra üç tuğlu vezir olacağım!" "Daha sonra?" "Daha sonra da sadrazam olacağım!" "Ondan sonra ne olacaksın?" Vezir şaşırmış. Çünkü sadrazamlıktan sonra olacağı bir nesne yok. "Hiç" diye cevap vermiş. O zaman öteki gülümsemiş: "Sen yıllarca çalıştıktan sonra hiç olacaksın. Ben şimdiden hiçim. Şimdi kim olduğumu anladın mı?"
Sayfa 70 - 71·Kitabı okudu
Fevziye Abdullah'ı tanıyordum. Kendini ilme vermiş, gayet mütevazı, münzevi ve çekingen bir öğretmendi. Sırası gelmişken Maarif Vekili Sayın Celâl Yardımcı'ya şunu haber vereyim ki bu Fevziye Abdullah, lisede bırakılması değil profesör yapılması gereken bir bilgindir. Tanzimat çağı ve sonrası edebiyatının en büyük uzmanıdır. Sayın Celâl Yardımcı yetkisini, otoritesini kullanarak onu doğrudan doğruya bu kürsünün profesörlüğüne getirirse memlekete ve edebiyatımıza büyük hizmet etmiş olur. Fevziye Abdullah bu kürsüye imtihanla getirilemez. Çünkü onu imtihana çekebilecek kimse yoktur. O, kendisini imtihan edecek olanlara daha yıllarca hocalık edebilir. Fevziye Abdullah'ın bu meziyetlerini nereden bildiğim sorulacak. Onu da arz edeyim: Ben, Türkiyat Enstitüsü'nde asistanken Fevziye Abdul-lah edebiyat talebesiydi. Bizim üstad Köprülüzade, Barthold'dan "tamamiyle bihaber olarak" mühim ilmî keşfiyatla meşgul bulunduğu için çok defa derse gelmez, telefon ederek; "Nihal, sen derse bakıver" derdi. Ben de yetkim olmadığı halde derslere bakıverirdim. İşte Fevziye Abdullah'ı o zaman tanıdım. Ciddi ve çalışkandı. Anlamadığı noktayı öğrenmeden bırakmazdı. Bu sistemli çalışmalar, yemişini vermekte gecikmedi. Mezun olduktan sonra yayınladığı kitaplar ve makaleler, o konularda yazılanların en mükemmelidir. Eserlerinden bazıları doktora tezi de olur, doçentlik tezi de olur. Bugünkü profesörler arasında onunkiler ayarında eserleri olan azdır. Bu sebeple kendisinin son çağ Türk edebiyatı kürsüsüne getirilmesini millî menfaat gereklerinden sayıyorum.
Sayfa 68 - 69·Kitabı okudu

Murat

, bir kitap okudu
4/10
·256 syf.·
10 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2006 00:00
·
2006 3. kitabı
Yavuz Bahadıroğlu
8.2/10 · 1.636 okunma