İnsanları anlamak iyi bir özellik değil, aslında bir beceri. Ve en ilginci, bu beceri doğuştan gelen bir şey olmak zorunda değil, geliştirilebiliyor. Ben hep empatiyi daha çok hissetmekle ilgili sanıyordum ama kitap bana bunun aynı zamanda bilinçli bir çaba olduğunu gösterdi.
Empati dediğimiz şey sadece seni anlıyorum demek değil. Karşındakinin dünyasına gerçekten girip, olaylara onun gözünden bakabilmek. Ama burada ince bir çizgi var: Kendini kaybetmeden anlamak. Yani başkasının duygusunu hissediyorsun ama onun içinde boğulmuyorsun. Bu dengeyi kurabilmek aslında duygusal zekânın tam kalbi.
Bazen insanları çok gözlemlediğimi söylüyorum ama gerçekten anlamaya ne kadar niyet ediyorum? Empati sadece bakmak değil, görmek. Sadece dinlemek değil, duymak. Ve belki de en zor kısmı, yargılamadan bunu yapabilmek.
Kendini anlamadan başkasını anlayamazsın. Kendi duygularını tanımıyorsan, başkasınınkini de ya abartırsın ya küçümsersin. Bu yüzden bu kitap aslında başkalarından çok kendine dönmeni sağlıyor.
İnsan olmak sadece düşünmek değil, hissetmeyi de öğrenmek. Ama hissetmek yetmez, onu yönetebilmek gerekiyor.
Empati, insanları değiştirme çabası değil onları oldukları gibi anlayabilme cesareti.