Sarmal
En eski ve kalıcı sembollerimizden biri olup, kendimizi gerçekten tanımak ve sevmek istiyorsak içeriye doğru yapmamız gereken dolambaçlı yolculukları temsil eder.
Hiç bitmeyecek olan yolculuklardan sonsuz güç ve bilgilikle geri dönmektir.
Emma’nın hikâyesi aslında bir kadının mutluluğu yanlış yerlerde arama çırpınışı gibi görünse de derinlerde hepimizin içindeki o doyumsuzluk, o “daha fazlası olmalı” hissiyle yankılanıyor.
Emma, sıradan bir hayatın içinde sıkışmış bir ruh. Küçük hayallerle değil, büyük duygularla yaşamak istiyor. Her şeyde o büyüyü, o romanlardaki aşkı arıyor ama dünya o kadar sessiz, o kadar sıradan ki… Kendi iç sesini bastırmaya çalıştıkça daha çok kayboluyor. Onun o durmadan arayışı aslında kendinden kaçışı gibi.
Bence Madame Bovary aşkı değil, aşka olan inancı sorguluyor. Gerçek sevgi mi istiyoruz yoksa sevgiye benzer bir hayale mi tutunuyoruz? Ve daha önemlisi, kurtulmak dediğimiz şey bazen kendi iç hapishanemizden başka bir duvarın içine geçmek olmuyor mu?
Emma’nın trajedisi bana şunu hatırlattı: bir insan ne kadar çok şey isterse istesin, içindeki boşluğu kendiyle barışmadan dolduramaz. O yüzden kitabı bitirdiğimde bir hüzün değil, bir farkındalık kaldı içimde. Hayatın o sade, bazen sıkıcı ama gerçek tarafı… Belki de orada huzur gizliydi.
“İstediği şeyin ne olduğunu bilmiyordu ama elindekinin o olmadığını biliyordu.”
Bu cümle hâlâ aklımda dönüp duruyor. Belki hepimiz biraz Emma’yız; düşlerimizde yaşayıp gerçeğe yabancılaşan.
Bugün, yalnızca bir yas günü değil, bir minnet günü.
Atatürk’ü sevgiyle, saygıyla ve derin bir özlemle anıyoruz.
O, bir millete yeniden doğmayı öğreten,
karanlıkta bile umut olmayı başaran bir ışıktı.
Her 10 Kasım’da değil, her gün adımlarımızda onun izleri, sözlerinde geleceğimiz saklı.
İyi ki vardın Atam.
İyi ki bu topraklara umut oldun, yol gösterdin.
Bizler senin açtığın yolda, gösterdiğin hedefe doğru yürümeye devam ediyoruz.
Yüreklerimizde taşıdığın o sarsılmaz inançla, bilimin, aklın ve özgürlüğün ışığında.
Sonsuza dek minnetle,
Sonsuza dek izindeyiz. ❤️🇹🇷
birini ararken kayboluyorsan, aradığın şeyin pek bir önemi yoktur artık.
hele de karşına hep günahların, vicdanın, yani kendicağızın çıkıyorsa.
uykusuzluklar, rüyalar, kabuslar ve delilikler ne yana düşer?
ve en çok kimler nasiplenir bu belalardan?
iyi biri olmak, hatta iyi biri olarak kalabilmek o kadar zor ki zamanede.
deliksiz uyuyabilenlere nasıl da şaşırıyorum ve ne kadar da kıskan(m)ıyorum ahh...