Seninle dertleşmeye çok ihtiyacım var Dildâde. Bir bardak çay içmeye, bunu da dert etmezsin be Zehra demene, bir esprinle güldürmene, yanında olmama çok ihtiyacım var. Dinlenmek istiyorum Dildâde, ama herkes dinleyemiyor biliyorsun. Ben sana anlatırken düşünmüyorum ki beni eleştirecek misin diye, anlattıklarımı bir başkasından duyacak mıyım diye hiç düşünmüyorum. Sen beni izle ben ağlayayım istiyorum, hıçkıra hıçkıra...
İnsanlar neden böyle Dildâde? Neden insanları sadece bir başkasına anlatabilmek için dinliyorlar? Neden birinin acısı, hayalleri, sevinçleri hiç alaka olan kişilere anlatılıyor? Ah be Dildâde, ne olurdu şimdi yanımda olsaydın, konuşsaydım seninle... Yokluğun koyuyor be Dildâde... Ki sana ayrıca da kızıyorum, konuşabildiğim tek kişi olduğunu bile bile saklıyorsun kendini benden...
Hıçkırıklarımı, gözyaşlarımı, üzüntülerimi, sevinçlerimi, tüm anılarımı sana saklayacağım artık... Bi Rabbim var, bi sen varsın... Anlatsam saatlerce dinlersin biliyorum, usanmadan hatta zevkle. Üzülürsem üzülürsün, sevinince benden daha çok sevinirsin bunu da biliyorum. Rızkın para olması şart değil diyorlar ya Dildâde, gerçekten de öyle. Sen benim hiçbir dünya nimetine değişmeyeceğim tek yanımsın. İyi ki varsın...