Yeniden evlilik hayatı düzenlerine girişecek hiçbir gücüm kalmamş
Tek başıma uyanınca hiçbir umutsuzluk duymadım. Tabii sevinç de. Yollarda dolaştım. İşe gittim. Doğru eve geldim. Bir çay yaptım. Müzik dinledim -okudum -balkondan baktım, uzun uzun uyudum. Hiç iş yapmadım. Hiç kimse beynimi ütülemedi. Hiç misafir gelmedi. Hiçbir gece de birisini aramadım. İstediğimin bu olduğunu anladım.
Alıntı
"Aşk nedir?" "Neymiş?" "Aşk, Füsun karayolları, kaldırımlar, evler, bahçeler ve odalarda gezinirken ve çay bahçelerinde, lokantalarda ve akşam yemeği sofrasında otururken, ona bakan Kemal'in duyduğu bağlılık duygusuna verilen addır."
Sayfa 406·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Oyunların dışardakı mıymıntı, dışardaki sünepe sürüklenişe karşılık, herkesin bir Napolyon veya Çakmak kesildiği meydan muharebelerinin- başlaması çok gecikmez: Bir masada, briç'i bir güzel sanat, bir fen sayanlar, aralarında zenaat edinenler de olduğu halde, öbür masada Emin Mahir veya üniversite lokantasında yenecek yemeğin parasını hedef tutan sıfır'cılar, başka bir masada ise Çarşıkapı akşamcıları iş başına geçerler. Böylece kaderin çarkları dönmeğe başlar: Ayın yirmisinden, belki de on beşinden sonrasının kaderi, öğle yemeğinin, çorap veya gömlek paralarının kaderi, üni-versite taksitlerinin kaderi çizilmeğe başlar. Saatler ilerler, az ötedeki câminin minarelerine müezzinler üç defa iner çıkarlar, otobüs seferleri durur, gün erir. Küllük birdenbire boşalmaz, Küllük dağılır: Önce emekliler, sonra kazananlar, onların arkasından kahve parası bile kalmıyanlar gün görmüş, Yahya Kemal'e nargile, Köprülü'ye çay vermiş garsonla uzun, filozofça konuşmalardan sonra- ve nihayet ne kazanmış ne de kaybetmiş olanlar. En sonra bunlar; çünkü insan Küllük'te ya kazanmalı veya kaybetmelidir. Günü kurtarmak veya yarına bağlamak. Küllük, işte, kuşatılmıştır, demir çemberle kuşatılmıştır, fakat Küllük'ten yarmalar yapılır. Küllük'ten yarmalar gece başlamadan, akşamın bitimiyle yapılır, gruplar halinde veya tek tek yapılır ve İstiklâl caddesine, kadın, yani aşk ütopisinin fethine, içkinin, yâni bir başka dünyanın veya bütün bir mâzinin, ana baba ocağının fethine gidilir. Bu hos bir seydir, fakat ah ordular her zaman böyle darmadağın dönmeseler.
Sayfa 142·Kitabı okuyor
Hiç Bir Şey Bilmiyormuşum Bu ağaç, bütün kış penceremin önünde, reçine yeşili etlice yaprakları ile çırpınıp durmuştu. Şimdi de, baharın başladığı bu günlerde, yapraklarını döktü, incecik dallarının uçlarında kişniş üzümlerininkine benzer salkımlar verdi. Ben ne bu ağacın, ne bu salkımların, ne de bu salkımları telâşa, sevince, hattā neşeye varan bir istekle, şakıya şakıya yiyen kuşların adını biliyorum. Bu kuşlara belki serçe, belki de üveyik derler. Kim bilir, belki de, şimdiye kadar hiç işitmediğim bir kelimedir isimleri. Bunlar, acaba, bütün kış ve bütün sene burada mı idiler, yoksa uzun bir yolculuktan ve başka bir iklimden yeni mi döndüler? Böyle de olabilir; çünkü "göçebe kuşlar" denildiğini işitmişliğim var: Onlar Güneş'i kovalarlarmış. Ama benim gün ve güneş üzerine de, aylar ve mevsimler üzerine de bir bilgim yok. Günler uzaldı, geceler kısaldı derler; Kasım yüz, gerisi düz derler; dokuz iyi gitmezse otuzu gözle derler. Ben bunların hiçbirini bilmiyorum. Günler ne zaman uzalır veya kısalır, ne zaman geceyle eşitleşir, Kasım kaç gündür? Bilmiyorum. Dokuz'u veya otuz'u gözlemenin anlamı nedir, bilmiyorum. Ben-değil bunları- tuzlu bademin veya sakız leblebisinin mâcerasını bile bilmezdim. Bunları da, pastalar, çikolatalar gibi, insanların yaptığı şeyler sanırdım. Oysa, pastaların bile, çikolataların bile bir hayat mâcerası varmış. Ben bütün bunları ve badem ağaçlarının hayatını, nohut tarlalarını bir sarışın kızdan öğrendim.. geçen yaz.. ve otuz yedi yaşımda. O bana, bir gezintimizde; - "Badem en erken çiçek açan ağaçtır, demişti; çiçekleri pespembe olur" demişti. Bademler çok erken açar, baharı müjdelerlermiş. Ama çok zaman karda kalır, kavrulurlarmış. (Bazı sanat ve düşünce adamlarını hatırlamıştık.) __Ben hâlâ
Sayfa 136·Kitabı okuyor
Sevda bir kitaptır gönül masanda; Okusan da olur, okumasan da...
Alıntı
Tam da çay söylemiştim oldu mu şimdi Çetin ya..
"Çetin o kadar öfkelenmişti ki çayları tazelemeden önce çaktırmadan iblisin bardağına okkalı bir balgam tükürmüş eriyene kadar bir güzel karıştırmıştı."
Reklam
Reklam