Oyunların dışardakı mıymıntı, dışardaki sünepe sürüklenişe karşılık, herkesin bir Napolyon veya Çakmak kesildiği meydan muharebelerinin- başlaması çok gecikmez: Bir masada, briç'i bir güzel sanat, bir fen sayanlar, aralarında zenaat edinenler de olduğu halde, öbür masada Emin Mahir veya üniversite lokantasında yenecek yemeğin parasını hedef tutan sıfır'cılar, başka bir masada ise Çarşıkapı akşamcıları iş başına geçerler.
Böylece kaderin çarkları dönmeğe başlar:
Ayın yirmisinden, belki de on beşinden sonrasının kaderi, öğle yemeğinin, çorap veya gömlek paralarının kaderi, üni-versite taksitlerinin kaderi çizilmeğe başlar.
Saatler ilerler, az ötedeki câminin minarelerine müezzinler üç defa iner çıkarlar, otobüs seferleri durur, gün erir. Küllük birdenbire boşalmaz, Küllük dağılır:
Önce emekliler, sonra kazananlar, onların arkasından kahve parası bile kalmıyanlar gün görmüş, Yahya Kemal'e nargile, Köprülü'ye çay vermiş garsonla uzun, filozofça konuşmalardan sonra- ve nihayet ne kazanmış ne de kaybetmiş olanlar. En sonra bunlar; çünkü insan Küllük'te ya kazanmalı veya kaybetmelidir. Günü kurtarmak veya yarına bağlamak.
Küllük, işte, kuşatılmıştır, demir çemberle kuşatılmıştır, fakat Küllük'ten yarmalar yapılır. Küllük'ten yarmalar gece başlamadan, akşamın bitimiyle yapılır, gruplar halinde veya tek tek yapılır ve İstiklâl caddesine, kadın, yani aşk ütopisinin fethine, içkinin, yâni bir başka dünyanın veya bütün bir mâzinin, ana baba ocağının fethine gidilir. Bu hos bir seydir, fakat ah ordular her zaman böyle darmadağın dönmeseler.