Dostlar Beni Hatırlasın kitabını bitirdiğimde içimde sade ama derin bir his bıraktı. Onun hayatını okurken şunu düşündüm: İnsan bunca acıya rağmen nasıl bu kadar duru ve sevgi dolu olabilir? Küçük yaşta gözlerini kaybetmesine rağmen dünyayı çoğumuzdan daha iyi görebilen bir kalbi varmış
Âşık Veysel 'in hayatındaki yokluk, acı ve zorluklar onu karartmamış; aksine sözlerini daha da aydınlatmış. Sazıyla söylediği her dizede sabır, insan sevgisi ve toprağa bağlılık hissediliyor. Köyünden, halkından ve yaşamın özünden hiç kopmamış bir ozan.
Bu kitabı okurken sadece bir şairi değil, aynı zamanda çok güçlü bir insanın hikâyesini de gördüm. Belki de bu yüzden “𝘿𝙤𝙨𝙩𝙡𝙖𝙧 𝙗𝙚𝙣𝙞 𝙝𝙖𝙩ı𝙧𝙡𝙖𝙨ı𝙣” derken aslında çoktan kalplerde yer etmişti.
Kitabı kapattığımda içimden şu geçti: Aşık Veysel’i hatırlamak, biraz da insanı ve hayatı sevmeyi hatırlamak gibi…
İnsan bazen görmeden de dünyayı en doğru şekilde görebilir tıpkı
Her şiiri bir dünya, her şiiri bir gerçek. Düşmanlığa asla yer yok. Bütün hayatı, dolayısı ile de tüm şiirleri iyi niyet ve hoşgörüden birer dağ Sanki. Açık, net söylemleri ile soru işareti bırakmıyor. Defalarca aynı haz ile tekrar tekrar okunuyor. Orta okul yıllarımdan beri bir şeylerden uzaklaşmak istediğimde rast gele sayfalar açar, okurum.
Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın.
Aşık Veysel Şatıroğlu: acılarla kardeş olmuş bir yaşam... hayata gözlerini açtığı çocukluk yıllarında gözlerini elinden almış kader. Genç yaşında annesiz ve babasız bir garip kalmış dünyada. Eşi Veysel'i bir yaşında çocuğu ile bırakıp başkasına kaçmış. Gözleri yokmuş ama en çoğuda o görmüş dünyada.
Bunca acıya, talihsizliğe rağmen şiirleriyle görmüş dünyayı, şiirleri olmuş onun gözleri. Bir sazı birde şiirleriymiş onun dostu.
İşte Ümit Yaşar Oğuzcan tarafından derlenen ve toparlanan Aşık Veysel'in şiirleri.
''Yetmiş yıl karanlık bir dünyada yaşadı. Fakat karanlık gözlerindeydi yalnız, içi apaydınlıktı.''
Aşık Veysel, hayatını anlattığı bir şiirinde ''Üç yüz onda gelmişidim Cihana'' diyor.
İyi ki gelmiş de dokunmuş yüreklerimize!
Ömrü uzun ince bir yolda, hanlarda, odalarda, yollarda geçen Aşık Veysel, iki kapılı han dediği dünyanın ilk kapısından böyle girdi içeri. Sivrialanda bir yol kenarında. Göbek bağını kendi eliyle kesen bir ananın kucağında...
Çiçek hastalığına yakalanmadan önce oda herkes gibi, koştu, güldü, oynadı. Gel gör ki hastalıktan kaçamadı, gözlerini kaybetti. Veysel artık kendi dünyasında yaşamaya başlamıştı.
Gözlerini açmayı teklif ettiklerinde ise, ''Bir dünyam var içimde benim, onu açmayın. Benim yarattığım dünya çok daha güzel'' diyerek cevap vermişti usta şair...
Babasının getirdiği saz ile besteleri ve türküleriyle dünyaya açıldı. Bizden, haktan, iyiden ve güzelden yana, işinin ehli ve sözünün eri oldu. İnsanlıkla şairliği birbirinden ayırmadı...
Şairliği, sazı ve sözüyle hayatıma kılavuzluk eden bu kitap, bırakın size de kılavuzluk etsin...
Sözlerini çok duyduğumuz hatta sözleriyle yoğrulduğumuz Aşık Veysel'i az tanırız. Felsefe yapmaz ama bilgedir. Anadolu Bilgesi'dir: İlmi yok ama İrfanı çoktur. Anadolu insanını temsil eder(di).
NOT : Şiirlerin yoğunluğu ve etkisi sizleri büyüleyebilir , hipnoz edebilir, çarpabilir.
Koca bir Halk ozanı Aşık Veysel... Ona dair bu kadar kapsamlı bir kitap okumamıştım. Kulaktan dolma bilgilere sahiptim ancak görüyorum ki harika bir kişiliği biraz tanımakta gecikmişim...
Hayat hikayesini kısa tutmuş olması kitapta noksan diyebileceğim tek özellikti. Yaşadığı onca ızdırabı kısa tutmasına rağmen etkileyici bir yaşam geçirmiş yazarımız... Belki birçoğumuz başımıza gelen olaylara isyan ediyoruz ancak ne hayatlar var...
Gelelim şiirlerine :)
Okudukça insana keyif veren bir ahengi var. Kısık sesle okuyorum aynı tat , yüksek sesle okuyorum aynı tat. Bahsettiği konular o kadar çok ki, sınırlandırılması beklenemez. Her şiirinin sonunda Veysel ile ilgili dörtlükler var ve okurken şiirin sonuna gelip gelmediğinizi anlamak için Veysel yazan dörtlüğe bakabilirsiniz :)
Vefasızlığın, kalleşliğin, vatanın , milletin , dostluğun ve daha birçok değerlerin anlamını veya kıymetini birkez daha görmek için harika bir eser... Tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
"Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır"
Ozan Aşık Veysel... Acılarla dolu bir gönül... Çocuk yaşta iki gözünü, genç yaşta anne babasını, evlendikten sonra yeni doğmuş çocuklarını kaybetti. Aksilikler, talihsizlikler üst üste birikti. Amma içindeki hüsnüniyet, iyilik arzusu yaşamı boyunca daima sağ kaldı ve hayatın bu acı darbelerine rağmen hâlâ tükenmeyen yaşama sevincini, iyi niyetini bize şiirleriyle anlattı. Türküleriyle yaşattı...
Senin gözlerin görmese ne olur? Gönül gözünden görmüşsün. Vücudunun gözleri hiç kapanmaz ki... Dostlar seni hep hatırlayacak.
Söyletme garip Veysel'i
Gâhi uslu gâhi deli
Candan sevdiğin güzeli
Tenha bulsan sarılman mı
Ozan Aşık Veysel'in iç dünyasını, dertlerini, vatan sevgisini, ilime düşkünlüğünü, O'nun deyişiyle Gaffar'ına olan şikayet ve boyun eğişlerine tanık olacağınız güzel bir kitap.
Âşık Veysel, halkça düşünüp konuşuyor. İşte yeni Türk şairlerinin, çok başka yollardan gelip halk şiiriyle ve Veysel ile buluştukları nokta da budur. Hem halktan hem kendinden olma; hem düpedüz Türkçe hem de kendince konuşma; kaybolmadan kaynaşma, çokluğa katılma. Ondan alınacak ders, sanatına tertemiz bir gönül ve bir ömür vermesi, içinde ve dışında olup biteni açık gözlerden daha iyi bilmesi, Sivrialan Köyü’nden dünyaya açılması, halktan, haktan, iyiden ve güzelden yana, işinin ehli ve sözünün eri olması, insanlıkla şairliği ayırmaması…
Sabahattin EYUBOĞLU
Âşık Veysel’in hayatından ve sanatından da kısaca bahsedilen, onun halk şiirlerini toplayan kitap. Halk şiirine ilginiz yoksa ve pek de hoşlanmıyorsanız tavsiye edebileceğim bir eser değil…
Aşık Veysel, Şarkışla'nın Sivrialan köyünde doğdu. Asıl adı Veysel Şatıroğlu'dur. 7 yaşında yakalandığı çiçek hastalığından dolayı bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu, az gören öteki gözünü yitirdi.
Evlerine sürekli olarak gelen aşıklardan dolayı türküyle ve bağlamayla ilgilendiğini gören babasının aldığı bağlama Veysel'in yaşamına eşlik etti. İlk bağlama derslerini de babasının arkadaşı Çamşıhılı Ali'den aldı. Yunus, Karac'oğlan, Dertli, Erzurumlu Emrah gibi aşıklardan etkilendi ve türkülerinde onlarla olan duygu yakınlığını yansıttı.
Önceleri usta malı türküler söyleyen Aşık Veysel, 40 yaşlarına doğru kendi şiirlerine ağırlık vermeye ve türküleştirmeye başladı.1931 yılında gerçekleştirilen Aşıklar Bayramında adı duyulan ve 1933 yılında Atatürk için söylediği bir türküden sonra özellikle Ahmet Kutsi Tecer'in de yardımıyla giderek tüm Türkiye'de tanınmaya başladı. Bu yıllar aynı zamanda Veysel'in kendi türkülerini söylemeye yönelmesi anlamında bir geçiş dönemi olarak sayılabilir. Bu döneme dek köyünden hiç çıkmayan Aşık Veysel bunu izleyen yıllarda Türkiye'nin birçok yöresini dolaşarak kendi yöresi dışında da insanlara türkülerini aktarma fırsatı buldu.
1952 yılında İstanbul'da kendisi için büyük bir jübile yapılan Aşık Veysel'e, 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin özel bir kararıyla aylık bağlandı.
Türkülerinde kendi özgü bir içtenlikle doğadan insan sevgisine hemen her konuyu işleyen Aşık Veysel, İstanbul Radyosunun ilk yayınlarında da türkü söyledi. 1941-46 arasında, Aşık Ali İzzet'le birlikte Köy Enstitülerinde halk türküleri ve bağlama dersleri verdi. Zamanla Veysel ve Ali İzzet'in temsil ettiği bağlama çalma ve türkü söyleme biçimi başlı başına bir tavır olarak yerleşti.
Önceleri yöresindekiler sonra Türkiye'nin her yerinden aşıklarla karşılaştı, tanıştı. Ölümüne dek de sürekli olarak, yaşlı genç aşıklar tarafından ziyaret edildi.
Aşık Veysel'in önemli sayılan ancak pek bilinmeyen bir özelliği de köyünde ilk kez meyve bahçesi kuran ve meyve yetiştiren kişi olmasıdır.
Araştırmacılara göre bağlamanın ilk düzeni olarak kabul edilen ve aslında Aşık Süleyman tarafından kullanılan ancak Aşık Veysel aracılığıyla yayıldığından dolayı aşıklama düzeni (la-re-mi), "Veysel Düzeni" olarak da bilinir.
Aşık Veysel'in şiirlerinin toplandığı "Deyişler" (1944), "Sazımdan Sesler" (1950) ve "Dostlar Beni Hatırlasın" (1970) adlı kitapları yayımlandı.