Çok mu şey bekliyordum, yoksa beklediklerime çok mu yetersizdim? Bu gerçek bir soru da değildi gerçi; asıl cevap hangi avuntuyu bulacağımdı – sorulara verdiğim kaçamak cevaplarda!
Neden hiç fark edemedim, diyordu kendi kendine, zaman – ah o sessiz adımlarıyla sinsice uzaklaşan zaman! – nasıl da saklanmış ufkumun sisleri ardına… Ben küçük dünyamın gündelik dertlerine batıp çıkarken sisi nasıl da bir kamuflaj gibi germiş üstüne: Renk renk, benek benek bir kamuflaj… Hayatın değmez durağanlığının üstünde akıp giden zaman, kâh güneşin batmak üzere olduğu
o turuncumsu renge sığınmış kâh karanlığı süsleyen yıldızlardan biri oluvermiş.