Hayatımın yarısını sebep yerine sonucu ortadan kaldırmaya çalışarak hissettim aynı duyguyu. Yanlış taşı kaldırmak için anlamsız bir güç sarf ettiğimi fark edip doğru taşı kaldırdığımda karşımda kocaman bir pislik yığını gördüm.
Hayatımın geriye kalan çaresiz kısalığında çözemeyeceğim bir düğüm…
Bulunduğum ortam, işittiğim sesler, gördüğüm manzaralar – ürkünç insan manzaraları demek istiyorum – hepsi ıstırap veriyor bana. İnsanların şimdisini göremiyorum, bir geleceğin, kıyamet sonrası bir geleceğin ürkünçlüğünü seziyorum onlarda. Mesela sokakta yürürken kahkahalar işitiyorum, durup neşesine kapılmak üzereyken – tam o vakitteyken korku filmlerinin şiddetli çığlığıyla sarsılıyor yeryüzü. O insanın çürümüş, toza dönmüş suretiyle; donuklaşmış ve havada asılı kalmış çığlığıyla baş başa kalıyorum.
Kuruntularım takılıyor benim ayağıma; pişmanlıklarım, özlemlerim. Başka türlü hayatların özlemleri engel oluyor kendimi yaşamama. Olsa olsa oynayabiliyorum kendimi, insanlar bendeki değişikliği fark etmesin diye, kendimi ele vermeyeyim diye kendime benzemeye çalışıyorum anlamsız bir çabayla.
Ne gereksiz bir çaba ki bu yaklaşmak istedikçe uzaklaşıyorum kendimden.