Bizim insanımız hazırcı, kolaycı. Varsa yoksa bir kahvehanede oturup lak lak ederler. Sokakta yürürken bile bir cahillik akar endamından, yürüyüşünden anlarsınız
İnsanları görüyorsunuz; kitap okumuyorlar, düşünmüyorlar, bu denli geçim sıkıntısına batmış bir insanlığın gözlerini ayaklarından kaldırıp ufka dikmesini beklemek yetersiz bir umut değil mi?
Kalabalığa dalmışlığın duygusu hüküm sürüyordu kesişen yalnızlıklarda. Burada bulunan, kalabalıkta kendini güvende hisseden, ‘ben de onların arasındayım’ diyebilen insanların hepsi çekildiklerinde kendi karanlıklarına, derinliklerinden bir suret yükselecek belki! – ve diyecek ki “İşte sen!” ve diyecek ki “İşte yapayalnızlığın!” ve diyecek ki belki de
“Sen yalnızlığının ezikliğinden ibaretsin, bu karanlık odan, bu ıssız bölgenden başka neyin var ki?” ve kalabalıklaşacak yalnızlıklar.
Kızı tekrar görebilmek istedi, o badem gözlerine bir kez daha bakabilmek! – ve yıkanabilmek nehrinde korkusuzca, hem de bir kere falan değil, devinip duran kozmik senfoni son yankısını yitirene dek! Evrenin ufkunda, aşkın son nefesiyle bir kıyamet pembeleşene dek solumak istedi ölümü. Çünkü ancak böyle yaşamaya değerdi.