Kalabalık bir ortamda, herkes kendi küçük dünyasıyla meşgulken, özellikle böyle yapay ortamlarda yapay kahkahalar inletirken duvarları, orada bulunan hastalıklı
bir çift göz – oranın tek mutsuzu belki de – o neşeli kahkahaların ve akıp süren sohbetlerin üstünden kaldırır örtüyü ve karşısında korkunç bir manzara görür ya hani, o korkunç manzaranın dehşete sürükleyen gerçek suretiyle baş başa hisseder kendini, işte o duygunun pençesindeydi Tolga: bu kahkahaların yitip gideceği sonrasız bir gelecekte tüm bu yalnız kalabalığın un ufak bir toza dönüşeceği duygusuydu bu!
Yaşam, diye mırıldandı hafif bir fısıltıyla, ihtişamını giymiş üstüne. Daha dün, hatta bu sabah ben değil miydim bu hapseden karamsarlıktan yakınan? Bu insanlar daha bu sabah dövmüyor muydu karamsarlığın mahpushane duvarlarını, başlarını vurmuyorlar mıydı pişmanlıkların üstüne? Meğer ki yaşamın bir kılıktan öbürüne geçtiği yokmuş, dedi sonra, örtü gözlerimizden ibaretmiş. İnsan bu, gözlerinden ibaret bir yorumcuyuz sonuçta! Neysek onu görüyoruz yaşamın yaşlı çehresinde. Belki de yaşlılıktan-öte bir çehredir bu, belki bir ölgünlük?
Bilincini rahatsızlık veren bir dikendensaptırmak ister gibi manasız manasız şeylere odaklanıyordu. Onu söküp bulunduğu yerden koparma cesaretine katlanamıyordu henüz.