Gözlerindeki o hayata hevesli hali gördüğünden beri, içindeki tükenmişliği bir nebze de olsa unutuyordu. Onu, kaderin bir cilvesiyle gökyüzünden gönderilmiş bir destek gibi görüyordu. Aralarındaki sohbetin akışı ve absürt konularda rahatça konuşabilmek kaygılarını dindirirken, beraberinde yepyeni bir endişe doğuruyordu.
Gözlerine her baktığında ona karşı çekildiğini, hislerinin yükseldiğini fark ediyor; ancak aynı bakışlarda kendisine karşı örülen o aşılmaz duvarları da hissedebiliyordu. Karşısındakini kırmamak adına "çevreyolundan dolandırılan" o dolaylı cümleleri duyuyordu onun ağzından. Gerçeklikten yana olan benliği, bu eğilip bükülmüş ifadelerden nefret ediyordu. Sonuçta, yüzüne çok nadir vuran o cılız güneş, bir kez daha vaktinden önce batmak zorunda kalıyordu.