Zil çalıyorsun, et veriyorsun, zilden sonra gelen ete alışıyor it, zil çalıyorsun, et vermiyorsun ama yine de itin ağzı sulanıyor. Bilmem kimin köpeğiymiş. Bizim durum da tıpkı öyleymiş. Herifi okut, sana it desin iyi mi.
Sizin cehenneminizi dinlerken yanan yüreğimi tarif edemem. En az sizin kadar yanmayı kendime dostluk şiarı edinmişken sıra benim cehennemime gelince serin sularda yüzüşünüzü göz ardı edemem. Çünkü siz hiçbir zaman ulaşamadığınız yerlere yeni bir yol aramadınız. En ucuzundan doldurdunuz kıyılarımı ve usul bir bahar beklediniz defolup gitmek için. Fırtınalar bende kaldı, yollarımı deniz aldı ama ne ben ne ruhumdaki ufaklık teslim olmadık.
İnsanlık öldü. Belki de hiç yaşamamıştı. Belki de benim insanlığım diye bir şey yoktu. Ben hücremde yanlış hayallere sürüklenmiştim. Korkaklığımı insanlık sanmıştım. Yalnızlığı insanlık saymıştım.
Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor.