Nisan 13, günlerden pazartesi, şiirden öte bir his, öylesine sıradan öylesine yaşamak, sabahın körü, belki de ama.. Bir şeyler başlıyor yeniden, hep yeniden, yine yeniden..
Yaşamak sanattır, biz ise o sanatın sabırlı öğrencileriyiz; her düşüşü bir çizgi, her hatayı bir renk gibi kabul eden.
Kimi zaman fırçamız titrer, kimi zaman tuval boş kalır ama yine de devam ederiz; çünkü eksiklik bile bu eserin bir parçasıdır.
Umut, en ince çizgidir bazen görünmez ama her şeyi ayakta tutar. Biz o çizgiyi kaybetmemeyi öğreniriz, yeniden ve yeniden. Ve anlarız ki; hayat kusursuz bir tablo değil, sürekli tamamlanmak isteyen bir yolculuktur.
Bukowski serseri ruhunun altında gizli yaşadığı çocukluk travması var, hoyrat ve kadın düşkünü olarak anılıyor olması aslında kadınlarla ilgili bir şey değil ruhunun derinliklerinde yer eden duygular, yenilgi, kaybedişler belki de yok oluşun yarattığı hayatı ciddiye almadan eğlence ve keyif düşkünlüğü.Nâzım'a bir parça antipati duyduğumu varsayarak aynı duygu Bukowski için geçerli olmadı çünkü ikisinin yetiştiği aile ortamı geldikleri çevre ve hayat deneyimleri çok farklı. Yargılamadan anlamaya çalıştım.