Az, daha ilk sayfalarından itibaren beni konfor alanımdan çıkaran bir roman oldu. Öyle hayatlar anlatılıyor ki, bir noktada “gerçek mi?” diye düşünüyorsun. Ama sonra fark ediyorsun: Evet, böyle hayatlar var. Belki bizim hiç dokunmadığımız, belki gördüğümüzde başımızı çevirdiğimiz, ama hep orada olan ve orada kalmaya devam eden hayatlar.
Kitap boyunca en çok düşündüğüm şey, “biz” ve “onlar” diye ayırdığımız çizginin ne kadar kırılgan ve ne kadar kıymetsiz olduğu oldu. Çünkü anlatılan yaşamlar, sandığımız kadar uzak değil. Hepimiz benzer koşullardan geçebiliriz; tek fark, o hayatların içinden geçmemiş olmamız. Belki de tek “şansımız”, bu deneyimi kitaplar aracılığıyla, güvenli bir mesafeden okuyabiliyor olmak.
Roman, azınlıkta kalanlara, dışlananlara, görmezden gelinenlere güçlü bir şekilde temas ediyor. Bunu yaparken didaktikleşmeden, ama sarsıcılığını da kaybetmeden ilerliyor. Okurken rahatsız olduğum yerler oldu; fakat tam da bu yüzden etkileyiciydi.
Az, insanı yüzleştiren, sınırlarını zorlayan ve empati alanını genişleten bir roman olarak zihnimde yer etti. Azınlıkta kalan ya da dışlanan herkese bir selam gibi; güçlü, çarpıcı ve çok iyi yazılmış bir kitap.