Unutmak ve alışmak üzerine bina ediliyordu ömrüm. Ancak silgi ile silinebilecek bir mefhum değil ki geçmiş. Asfalt dahi yara aldığı yerden yağmur biriktirir. Bu yaraya biriken sudan geçerken gözün takılırsa yine kendini görürsün. Aynalar, yağmurlar hep yüzüne doğrultur kendini. Böylece ne geçmişi silebilirsin ne de unutabilirsin. Böyle zamanlarda hissizleşmek çıkar ortaya. Anımsadıkların ilk günkü gibi canını yakmaz, yakamaz... Çünkü kalbin külden köprülerin kurulduğu bir yer haline gelmiştir.
Kudretin varlığını kabul etmek çaresizlikle başlar. Teslimiyetse başka bir kudreti tanımak anlamına gelir. Kim mucizeden bahsediyorsa aslında daha ulvi bir iradeyi tanıyor demektir.
Yaşamak bembeyaz kar tanelerini dağ zirvelerine düşürür ve imtihanın rakımını yükselterek kalpleri buza çevirir. Dağ olsam dayanamazdım ama insan oldum dayandım diyerek veryansın ettirir.
Öğütmeye yemin etmiş bir değirmen gibiydi dünya. Yoğrulmadan özlü olunmayacağını en iyi kendisi biliyordu. Çoluk, çocuk, bebek, yaşlı demeden görevini yerine getiriyordu. Güneşten yanmanın ve yana yana dönmenin bedelini tüm insanlığa fatura ediyordu. Üstelik bu ödemenin taksiti yoktu; her şeyi peşin alıyordu. Söz sahibi bizzat kendisiydi. Ah omuzlarıma dağları yükleyen dünya ne ağır bedeller ödetiyorsun.