O halde, insanın görevi, iki dünyada da, yaratılış gayesini talep etmektir. Böylece, ömrünün lüzumsuz şeylerle zâyi etmemiş, ömrünü zâyi etmediği için de ölümden sonra ebedi pişmanlık duymamış olur.
Dünyada O'nun sıfatlarını görenler, ahirette nasıllığı olmaksızın Zatını görecekler. Evliyadan, Allah'ı görme hususunda sâdır olan iddiaların tamamında, "O'nun sıfatlarını müşahede etme" söz konusudur. Mesela Hz. Ömer (r.a.) " Kalbim , Rabbimi -yani O'nun nurunu- gördü" derken ; Hz. Ali (r.a.) "Ben görmediğim bir Rabb'e kulluk etmem" demiştir. Bu sözlerdeki "görmek" ile, " Allah'ın sıfatlarının müşahedesi" kastedilmektedir. Nasıl ki, pencere vb. Gibi bir yerden güneşin ışığını gören birinin, " ben güneşi gördüm" demesi, mecaz yoluyla doğru kabul ediliyorsa, velilerin " Allah'ı gördüm" demesi de bu şekilde açıklanır.