Senin üzerinde ne gibi bir etkim olduğunu sana sormama gerek yok. Hiçbir etkim olmadığını biliyorsun. Hiçbir etkim olmadığını sık sık, övünerek
söylerdin; övünmekte haklı olduğun tek konu da buydu zaten. Aslına bakarsan, sende etkileyebileceğim ne vardı ki? Beynin mi? Beynin gelişmemişti. Hayal gücün mü? Hayal gücün ölüydü. Yüreğin mi? Yüreğin daha doğmamıştı. Hayatta karşıma çıkan insanlardan,herhangi bir açıdan, herhangi bir yönde etkileyemediğim tek kişi sendin
Her birimize uygun görülen yazgı ayrıdır. Senin payına özgürlük, zevk, eğlence, rahat bir hayat düştü; sen buna layık değilsin. Benim payıma rezalet, uzun bir mahkûmiyet, sefalet, yıkım, yüz karası düştü, ben de buna layık değilim ... hiç değilse şimdilik.
Tüm istekleri, kendilerini anlamaya yönelik olanlar hiçbir zaman nereye gittiklerini bilmezler. Bilemezler. Sözcüğün bir anlamında, tabii ki Yunanlı kâhinin de dediği gibi insan kendini bilmelidir. Bilginin ilk aşaması budur. Ama “bilgelik”in ulaşabileceği en üst aşama, insan ruhunun bilinmez olduğunun kavranmasıdır. Son bilinmez, insanın kendisidir. İnsan güneşi teraziye koyup tarttıktan, ayı adım adım ölçtükten, yedi kat göğün yıldız yıldız haritasını çıkardıktan sonra bile, geriye kendisi kalır.Kendi ruhunun yörüngesini kim hesaplayabilir?