Filminin fragmanını izlememle bende merak uyndıran, adını sıkça duyduğum bir eser oluyor kendisi. Konusundan da kaynaklı merakım dolukça fazlaydı ve açıkçası kafamı dağıtmak istediğim zamanlara saklıyordum. Beğeneceğimi düşünerek Alacakaranlık, iki hayat arasında gibi eserlere benzeterek beklentiyle başladım ama beklentilerimi hiç karşılamadı diyebilirim.
Konusundan kısaca bahsedersem;
Mia, küçük erkek kardeşi Teddy, anne ve babasıyla Oregon da yaşayan hayatının bir parçası olarak çello çalan sessiz sakin olgun bir kızdır. Müzikle hep içli dışlı olmuştur hayatı boyunca. Artık öğretmenlik yağam babasının gençken bir müzik grubu olması dışında erkek arkadaşı Adam da rock türünde bir gruba üyedir ve çok ünlü olma yolunda emin adımlarla ilerliyordur. Bu çevrede hayatını geçiren Mia, karlı bir günde ailesiyle çıktığı sabah yolculuğunda trafik kazası yapmaları sonucu bambaşka bir serüvenin içinde bulur kendini. Annesi babası ve kardeşi kaza sonucu yaşamını yitirirken Mia ölüm ve haşam arasında kalmıştır. Kendini hastanede görür ama bedeninin içine giremez, sadece sessizce ölüm döşeğindeyken olanları, çevresinin tepkisini izler. Mia’nın yaşamayı mı ölmeyi mi tercih edeceğini, bu tercihi nasıl yapacağını öğrenmesini okuyoruz biz de.
Öncelikle yazarın dili çok ama çok basit, yavandı. Evet, akıcı ve kesinlikle zor bir dili yoktu ama bu basitlik, cümlelerin konuşma dilinde yazılmış gibi olması, ufacık bir betimlemenin bile olmayışı , edebiyattan yoksunluk beni çok rahatsız etti eser boyu. Sanki liseli birinin wattpad kitabını okuyormuşum hissiyatı verdi (kötü anlamda demiyorum zamanında çok oludum ama bu tecrübeli yazardan beklemediğim düşük bir dil performansıydı bu).
Konusunda bakılacak olursa çok duygusal ve acıklı bir hikaye. İnsan okurken düşünüyor ve hayatın nasıl ince