Bakara-112:
Hayır, öyle değil; kim muhsin olarak (iyilik ederek, işini güzel yaparak) özünü Allah’a teslim edip (şirk karıştırmadan O’na iman ve itaat eder)se onun mükâfatı Rabbi katındadır, onlara korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.
Âyet-i kerîmede Allah’a kul olarak teslim olma “muhsin olma” şartına bağlanmıştır ki bu da, yaptığını Allah rızası için tam yapmak ve Resûlullah’a tâbi olmaktır.{3} Bir amelin kabul olması için iki şart gerekir: Bu şartların ilki, o işin Allah rızası için yani ihlasla yapılması; ikincisi, İslâm’a uygun olmasıdır. Bunun içindir ki haham, rahip ve benzerleri, kendilerini Allah’a adadıklarını söyleseler bile amelleri makbul değildir.
Bakara-110:
Namazı dosdoğru kılın; zekâtı verin; hayır (işler)den kendiniz için önden ne (yapıp) gönderirseniz Allah katında onu bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görendir.
Bakara-84:
Yine bir zamanlar: “Birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız.” diye siz (yahudiler)den kesin söz almıştık, sonra siz de kabul etmiştiniz ve (hâlen Tevrat’ta buna) şehadet etmekte/görmektesiniz.
Bakara-42:
Hakkı (gerçeği) batıl ile bulayıp/örtüp de bile bile hakkı gizlemeyin (hakkın üstüne örttüğünüz batılı hak diye göstermeyin).
*İslâm’a uygun olmayan söz ve hareketler batıldır. Eğer hak olan batıla bulanır, ona karıştırılırsa, hak anlaşılmaz, batılın içinde özelliğini kaybeder ve insanlar da haktan saptırılmış olur. Diğer taraftan bu, “Batılı da hakla süslemeyin, altında hak var diye batılı cazip göstermeyin.” demektir.{2}
Yahudiler, Tevrat’taki bazı hükümleri değiştiriyorlar ve kendi uydurdukları batıllara “Hak (doğru) bu.” diyorlardı.