Taş duvarların arasında büyüdü içimdeki karanlık. Güneşi bile demir kokan bir çağda öğrendim ben insanları. Krallar gördüm; tahtı altından ama ruhu çürümüş. Rahipler gördüm; elleri duada, kalpleri cellat. Sonra bana “neden böyle oldun?” diye sordular. Sanki insan her gün biraz daha öldürüldüğü bir dünyada hâlâ merhametle kalabilirmiş gibi. Ben canavar olmadım. Beni aç bıraktılar. Güvenimi darağacına astılar, sessizliğimi meydanlarda taşladılar. İçimde ne kadar iyi şey varsa ya kılıçtan geçirildi ya da ihanete kurban gitti. Şimdi gözlerimde gördüğünüz şey öfke değil yalnızca. Bir çağın küllenmiş laneti. Sırtında hançer izleri taşıyan bir savaşçının geç kalmış yeminleri. Bana zalim diyorsunuz.
Şiir
Nurullah Genç Daha dokunmadan kurudu irem çöllere bir türlü yağamıyorum yeni bir koşunun başlangıcında biraz deprem sonrası biraz şehir hülyası bir kalp yangınından geriye kalan siyah gözlerine beni de götür artık bu yerlere sığamıyorum.Pembe uçurtmalar yolladığından beri sarardı tiryaki menekşeleri sonbaharın tozlu kafeslerinde sevgi turnaları yakalıyorum turnalar gidiyor; ben kalıyorum avareyim,asudeyim,yorgunum bilmiyorum neden sana vurgunum Erzurum garında banklar üstünde uyku tutmuyor karanlıkları yitik düşlerimi kovalıyorum gölgeler gidiyor; ben kalıyorum.Binbir türlü kokuyorsa yaylalar siyah gözlerine beni de götür baharın koynundan koparıp sana ipek bir mendile sardığım yüreğimle şehzade gülleri gönderiyorum umutlar kalıyor; ben gidiyorum.Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini kaptanları sorgulayan yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı siyah gözlerine beni de götür güneş ülkesinden gelen yiğitler
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ben rüzgar değilim, dokunamam çiçeklere Ben kara parmaklı insan değilim Kirpik uçlarından kayar yıldızlar Bilemezsin, hayal akşamlarında Renklerini kuşatan Damıtılmış göz yaşıdır ömrümün Ben boşluğa üfkeyen cellat değilim... Nurullah Genç
Şiir
Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere Ben kara parmaklı insan değilim Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar Bilemezsin, hayal akşamlarında Renklerini kuşatan Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün Ben boşluğa üfleyen cellat değilim Karayele verdim ayaklarımı Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden Hangi ölü bilmez nereye gittiğini Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba Söyle bana hindiba Nurullah Genç/Söyle Bana Hindiba
Belki Yine Gelirim
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara tek yaprak bile kımıldamıyor nedense ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor kanımın pıhtılarında güllerin serinliği ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük. Ahmet Telli
Şiir
Bombanlanmış Oyuncağım
Duygularım, bombalanmış bir şehir gibi darmadağın; Betonların arasında çürüyen bir tarihim var artık. Bu kıyametin ortasında, boynu bükük bir çocuk gibi Kül olmuş, kırık oyuncağımı arıyorum kör karanlıkta. Sahi, neden arıyorum onu bu mutlak çürümede? Ruhum bütünüyle yağmalanmışken, O ölü ve dilsiz gölgeden başka kim işitir feryadımı? Üstüme demir ve kan yağacak her an, biliyorum; Gökyüzü bir cellat gibi tepemde bekliyor. Ağlıyorken, hayata tutunacak hiçbir kaynak yok artık; Sütü çekilmiş, kurumuş bir hafıza dünya. Dönmek imkansız o karanlık, sessiz dünyaya, O hiç var olmamışım gibi duran anne karnına... Çünkü çok iyi biliyorum; Bir daha asla tam olamayacağım, Ve o beşik çoktan ateşe verildi.