Mutluluk insanıydı, sonsuzluksa gündelik. Her şey küçülmeyi bilmekte, güneşlerin ritmini umudumuzun eğri çizgisine bağlamak yerine kalbini onlarla düzenlemekteydi.
Haksızlık etmiş olan kendisiydi. Hem de imgeleme ile öz saygısının ona gereğinden çok değer verdiği bir zamanda-gururu ondan bunu esirgemişti. Hangi acımasız paradoksla, sevdiğimiz varlıklarla ilgili olarak, önce onların yararına sonra da zararını olmak üzere hep iki kez yanıldığımızı kavrıyordu.
Kendine her şeyden, Kendi atışından bile bunca uzakta hissedip en iyi hazırlanılmış yaşamların temelinde saçmanın, bayağının bulunduğunu açık saçık biçimde hissedince, gözlerinin önünde bu odada, kuşku ve belirsizlikten Doğan garip bir özgürlüğün utangaç, gizli yüzü yükseliyordu.