Ayrıca kimlerin Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’e dahil olduğu hala tartışmalıdır. Yine bu tabir ancak H 5. asırdan sonra yaygın olarak kullanılmıştır. Hani daha önceleri bu isimle çağrılan bir mezhebin olmadığı da bilinmelidir. Yani, sahabe ve tabiûn Ehl-i Sünnet ve’l-cemaat mezhebine mensup olmakla şereflenmemişti.
İlk başlarda, Ehl-i Hadis/Sünnet’e Mâturidî gibi kelamcılar, İmam-ı Azam gibi kıyas ve içtihat da önem veren Ehl-i Rey müçtehitler bile dahil edilmemişti.
Bu “Hadis Ehli” itikadi mezheplerin oluşmasından sonra, toplanan, bir kısmı uydurulan rivayetleri -Kur’an a aykırı da olsa- senedini mevsuk bulup, Kur’an‘ın yanı başında ikinci bir kaynak oluşturanlardır. Ehl-i Sünnet ile kastettikleri, Ehl-i rey/akılcılar ve Ehl-i Kuran olmayanlardır. Kur’an ‘ı rivayet kültürü ile arkadan dolaşanlar demektir!