İbnü’l Arabi, alemdeki nesnelerin somut vücut/varlık kazanmadan önce Allah’ın zâtında ideler halinde bulunduğunu ileri sürer.
…
İbnü’l Arabi‘nin görünen alemin bir hayal yahut gölge olduğu görüşü tamamıyla Platon ile aynıdır.
Platon’un felsefesinde yoktan yaratılış diye bir şey yoktur. Sadece kaostan kozmos‘a geçiş vardır.
…
Kaos halinde olan “Anasır-ı Erbaa/ ateş, hava, su ve toprak” gibi dört unsuru da Demiurgos denen bir alt tanrı düzenlemiştir.
…
Platon varlıkların sahip olduğu daha uzak başlangıçlar hakkındaki bilgileri ise, sadece Tanrı’ya ve onun sevgili kullarına mahsustur, diyerek en can alıcı soruya cevap vermekten kaçınır!
Özetle Platon‘a göre idealar zamanın dışında kendi kendileriyle aynı kalan kendilerine herhangi bir yer tayin edilemeyen, bununla birlikte nesnelerin de nedeni olan, saf ve katışıksız şeylerdir. Bu özellikleri ile idealar tikel nesnelere yayılarak onlara eşlik etmekte, onlara karışmak ve orada bir süre bulunduktan sonra nesnelerden geçip gitmektedirler.
İlk sufiler hak ve halk (Allah ve alem) ayrımı yaparlarken, Gazali’den itibaren sufilerin evren anlayışı değişmiştir. Gazali‘den itibaren maddi ve manevi alem kavramları dini literatürümüze bir daha hiç çıkmamak üzere girmiştir.