Geleceğin sorumluluğunu yüreğinin başında duymak, yaşamını ona göre çizmek, öylesine dayranmak insanı da, yüreği de, kafayı da, gönlü de kurtarır. Az gelismiş kafaların, vicdanların, gönüllerin gelecek sorumluluğu diye bir sorumlulukları yoktur. Gelecek sorumluluğu duyan insan gerçek insandır ve olgun insandır. Eskilerin "insanı kamil" dedikleridir.
Insanı insan eden, omuzlarında geleceğin sorumluluğunu taşımaktır. Tarih yapmak, geleceğin sorumluluğunu duymak, insan olabilmek için belki de birinci davranıştır, yaşama karşı.
Yurdumuzu vermek, insanını vermek, göstermek, kültürünü, gerçek kültürünü dünyaya tanıtmak insan olarak hakkımız, ödevimiz. Bu toprakların özelliği var. Seslenmesi, sesini duyurması, özelliğini, ne kadar acı olursa olsun özelliğini göstermesi, çevresiz gökten düşme sanat olmaz, sanat toprak, insan ilişkilerinin özelliğinden doğar, böylesi milli de olur, beşeri de olur,
toprağın hakkı, ödevidir. Kendini tanuması, sayması, iyi kötü yönüyle kendine varması bir yurttaşın hakkı, ödevidir.
Şimdi niçin çırpınyoruz? Çabamız ne? Niçin açız? Yirminci yüzyılın ortasında, Avrupanın kıyıcığında halkımız mağara çağındakinden daha beter bir hayatı niçin yaşıyor? Bütün bu soruların karşılığı: Yobaz izin vermedi. Insan yeni düşüncelerle çağa uyar. Yobaz, memleketimize hiçbir yeni düşüncenin girmesine izin vermedi. Kolay kolay vermeyecektir. Yobaz, tuhaf bir yaratıktır. Yalnız çıkarını düşünür işine geliyor mu, radyodan iyisi yok. İşine gelmiyor mu, o radyo, gavur icadıdır.
Düşman. Hem de düpedüz düşman, din düşman gelince düzen o kadar sarsılmayacak, Mustafa Kemal gelince düzen sarsılacak. Öyleyse düşmanlara karşı koyan Mustafa Kemal dinsiz, bizi esir etmeye gelen Hiristiyanlar öz Müslüman. İnsan deli olacak. Şu bazı insanlara bakıyor, bakıyor da gözünüz kör, kulağınız sağır mı, diye bağırası geliyor: Daha dün, daha dün bu milletin yobazı hem din düşmanıyla, hem milleti esir etmeye gelenlerle birleşti. Türk ilericilerine karşı birleşti. Görmüyor musunuz, bir yobazın bir millete yapmayacağı ihanet yoktur.