...benim hissettiklerimi yaşayan biri nasıl oluyor da yaşamaya devam edebiliyor, onun soluğu uğruna mücadele ettiğim, ruhumun bütün gücüyle elimde tutmak istediğim o ilk insan nasıl da elimden uçup gitti.
Geceyi hiç böyle görmemiştim, öylesine ışıl ışıl, öylesine çelik mavisi sertliğindeydi ki; ama yine de kıvılcımlar saçıyordu, coşup taşıyordu, ışık saçıp ışık fışkırtıyordu, bu ışık, puslar içinde aydan ve yıldızlardan aşağı akıyordu ve nasıl olduğunu bilmediğim gizemli bir şeyin içinden.
Stefan Zweig'in 1920 yılında yayımlanan psikolojik gerilim kitabı.Roman korku, suçluluk ve ihanet kavramları üzerine. Oldukça iyi psikolojik tahliller bulunmakta.
Kitapta ana karakterimiz burjuva sınıfından bir kadın. Avukat eşi ile oldukça refah bir hayat süren fakat heyecandan yoksun olmaktan şikayetçi bir kadın. Bu şikayet onu ihanete yönlendiriyor. Yaptığı ihanetin bedeli ise ona çok şeyi öğretiyor. En önemlisi de korkuyu.
Verdiği mesaja gelecek olursak sahip olduğumuz şeylerin kıymetini anlamak için onları kaybetme korkusu yaşamamız gerekebiliyor hatta sahip olduklarımızı fark etmemize dahi aracı olabiliyor.
En etkilendiğim kısım aslında heyecandan yoksun olmaktan şikayetçi olan karakterimiz, kaybetme korkusunu yaşarken birçok detayı kaçırdığını, özen göstermediğini fark ediyor. Sekiz yıllık eşinin kitap okurken verdiği huzuru, çocuklarının şen kahkahalarını, evinde duran biblolarının güzelliğini…
Diğer kısım ise hayatının etrafını bir ağ gibi ören her gece gördüğü kabusların, eve tıkılıp kalmasının, söylediği yalanların ardı arkası gelmiyor ve o çırpındıkça ağ daha da güçleşiyor. İtiraf etmek yerine ölmeyi dahi yeğler hale geliyor. Korkunun böylesine güçlü olması ve ana karakterin tercihi farklı bir bakış açısı kattı bana.
Okurken her duyguyu yine derinden hissettiren ve bir çırpıda biten bir Zweig kitabı.
KorkuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2022125,1bin okunma