C.

C.
@cerenm1
media luna
Puan vermedi
Uçmanın; yiyecek bularak yaşamı devam ettirmekten fazlası olduğunu düşünen, onun gerçek anlamını arayan ve yaşamını buna adayan Martı Jonathan’ın üzerinden insanları anlatan satırlar… Sırf bu düşüncelere sahip olduğu için Jonathan’ı dışlayan martı sürüsü, aslında yeniliklere gözlerini kapayarak yerleşik gelenekleri sürdüren, her zaman basit olana eğilimli toplumu temsil ediyor. Konfor alanının dışına çıkmanın, gerçeklerle yüzleşmenin korkuttuğu, çözümü olandan farklı ve yeni fikirler öne sürerek düşünmeye teşvik edenleri kulak ardı etmekte bulan bir toplum. Kendileri ihtimaller dahilinde olan ama denemeye tenezzül etmedikleri ve monoton hayatlarını sürdürdükleri gibi, yüzyıllardır yıkılmayan tabulara başkaldıranları da büyük bir yanlışlığın ortasına düşmekle ve başaramayacakları konusunda suçlarlar. Ne kadar tanıdık geliyor değil mi? Toplumun bazı kesimlerini temsil eden martı sürüsü de böyleydi. Oysa Martı Jonathan’ın öğretisi çok basitti; -şayet dinleselerdi- “Özgürlüğümüzün ve yapabileceklerimizin sınırı yok, kanatlarımız varsa uçabiliriz.” Aykırı düşünen bu martı sürüden dışlandıktan sonra sadece kendine göre doğru olanın peşinden giderek, sabırla ve azimle çabalayarak istediğine ulaştı. Bundan sonraki hedefi ise bu gerçeği kendini bilmeden yaşayan, zaman ve mekanla özgürlüğünü kısıtlayarak sınırlar koyan, anlamdan ve neşeden yoksun hayatları bilinçlendirmekti. Kısmen başardı da. Birçok martı onun farklı ve yetenekli bir kuş olmadığını, çalışarak onun gibi olabileceklerini anladılar. Fakat yüzyıllar sonra Jonathan bir efsaneye dönüştü ve martılar artık onun öğretisiyle değil kendisiyle ilgilenerek onu kutsallaştırdılar. Onu üstün görerek kendilerini gerçekleştirmenin önünü kapattılar. Ritüelleri rutin hâline getirmeleriyle ise özgürlüklerini sınırladılar. Tıpkı
Edebiyat
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,3bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi
Uzun soluklu ve karmaşık bir okuma. Birbirinden bağımsız insanlar, onların başlarından geçen olaylar ve hayatlarının bir kısmı. İstanbul’un tarihinde yaşananlar bu olayların aralarına serpiştiriliyor. Yazar bu kısa bölümlerden oluşan kitapta birçok konu hakkında eleştiriler yaparak düşüncelerini aktarıyor. Din, siyaset, insanlar… Kitabın beni içine çekemeyen negatif bir enerjisi var. Sürükleyen olay akışı yok ve hikâyeler yarım kalıyor. Çoğu zaman bırakmayı düşündüm ama aynı zamanda da merak ettim. Garip’in ismi gibi garip hikâyesi, Ali Öztürk’ün geçim uğruna başına gelenler, Serhat’ın IŞİD için uğraşları, Mustafa’nın hastalıklı düşünceleriyle hebâ olan ailesi, Nihat ile Gül üzerinden anlatılan alevi-sünni anlaşmazlıkları, Atıf Bey ve Atıfet Hanım’ın ilginç davaları, ellisinden sonra eşcinsel olduğunu öğrenen Mahinur Hanım, kibarlığıyla dillere destan Ergun Bey, Elmas Hanım’ın dertleri ve sosyetenin çirkin yüzü, Tekin Bey’in mütevaziliği, Hulusi Ağa’nın herkesi güldüren ve ortamı neşelendiren kişiliği, Üstad’ın çevresindekilerin sinirini bozan hareketleri, Zehra’nın astral seyahatleri ve bipolarlık süreci, Emre’nin yazarlık macerası, HH ile ilgili fantastik planları ve büyükannesinin değişik inançları, Taksim’de acımasızca uygulanan şiddet, İstanbul’un esir pazarları, katledilen köpekler, boğdurulan şehzadeler, maymun asker birlikleri, hüküm süren imparatorluklar ve daha neler neler… Okurken fark etmememe rağmen bittikten sonra çok dolu dolu olduğunu anladım.
Edebiyat
Konstantiniyye OteliZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202022,4bin okunma