Dışımızdaki şeylerin gerçekliğini bize belki de en çok hissettiren şey, önemsiz biri bile olsa, bir insanın biz tanımadan önce ve tanıdıktan sonra, bize göre konumunda meydana gelen değişikliktir.
Alışkanlık her şeyi zayıflattığı için bir insanı bize en iyi hatırlatan şey; aslında unuttuğumuz şeydir ( önemsiz olduğu için unutulmuş ve bu sayede bütün gücünü koruyabilmiştir çünkü).
Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki, bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesini, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.
Kendi kendime bütün bunları düşünmüş olmalıydım, ama aslında bunda pek hoşlanılacak bir taraf da yoktur; çünkü yüce zihinlerin teveccühünün doğal sonucu, vasat zihinlerin anlayışsızlığı ve düşmanlığıdır (...)
Sinirli erkeklerin mutlaka, yaygın deyişle 'kendinden düşük seviyede' bir kadını sevmeleri gerekir ki, sevdikleri kadın çıkar yüzünden kendilerini bağlansın.