Bana, neredeyse bütün bir gece boyunca Charles Aznavour'un şarkılarını teker teker Türkçeye çevirdiğinde, sonra Roma'da, günbatımında, bir köprüden geçerken, "Tut şimdi şu mermer korkulukları, hala güneşin sıcaklığını duyacaksın! Hayatın nabzı budur işte!" dediğinde, tüm söylediklerimizle ve sustuklarımızla, biz hep her şeydik.
Çünkü sen ve ben tıpkı Tezer Özlü'nün dediği gibi, birbirleriyle yalnızca şunu ya da bunu yaşayabilenlerden değil, fakat içimizden geldiğinde tüm sınırsızlığıyla her şeyi yaşayabilen türden dostlardık.
Hiç hazır olmadığım bir yaza girmek üzereyim ve çünkü geçen kışın soğuklarında, şimdi senin rüzgarlı bir tepesinde uyuduğun bu kentteki son sevdiklerim, beni, sevdiğim için öldürdüler.