Ta ki insan, dönüştüğü kişinin, önce belli belirsiz sonra iyiden iyiye, özündekinin mutlak surette zıttı olduğunu anlayana kadar. Bu örtüşmeme durumu çok ağırdı. İlk zamanlar kazandığı parayla teselli olabiliyor insan, ama sonraları o da yetmez oluyor çünkü ideal ve gerçek arasındaki fark gittikçe açılıyor. Ve zamanla buna bir de iç sıkıntısı ekleniyor; iç sıkıntısına ise şu dayanılmaz düşünce: insanın hayatını geri dönülmez bir şekilde kaçırıyor olduğu hatta bunun çoktan gerçekleştiği fikri.
Bazen en yakın olmamız gerektiğini düşündüğümüz ailemiz en uzağımız olur. Kimse bir şey anlatamaz, herhangi bir duygusundan bahsedemez. Herkes için kendi acısı en büyüktür, kendi yaşadıkları en kötüdür. Kitap bunu çok güzel bir şekilde anlatmış. Birbirleriyle asla iletişim kuramayan bir aile. Herkesin ağzından kendi acısı, hayatı, pişmanlıkları anlatılıyor. Aslında herkes kendi doğru bildiğini yapmış. Ama işte bazen kendi doğrun başkasının en büyük yanlışı oluyor. Her karakterle ayrı bir empati kuruyorsun. Yaptıklarının yanlış olduğunu bilsen de o da başka bir şey görmemiş ki kendince böyle yaşayabilmiş diyorsun. Ve hepsi için ayrı üzülüyorsun aslında. Çok akıcı ve yalın dille yazılmış bir kitaptı. Tavsiye ediyorum.