Durmak, çoğunlukla algılandığı gibi, eylemsizlik değildir. Durmak da bazen bir eylemdir.. Bizi sürekli bir şeyler yapmaya zorlayan bu dünyada durmayı seçmek ve bununla kalabilmek çoğunlukla aktif bir çaba gerektirir.
Buradaki tuzak çoğumuzun mutluluğu, iyi olmayı kendimizde değil, dış koşullarda arayabiliyor olmamız ve isteklerimize olan bağlılığımızdır. Hatta öyle ki açıdan her zaman kaçınma halindeyken zevk ve haz için her zaman daha fazlasını arama eğiliminde oluruz. Bu eğilimimiz çok insanidir ancak gerçek esenlik için iyi bir yöntem değildir. Hepimiz biliriz ki tüm güzel şeylerin sonu vardır… Paradoksaldır ancak eğer yaşamlarımız da acı olmasaydı hoşa giden anların bir anlamı olmazdı. Yani “mutlu” olmak için mutsuzluğu da kucaklamalı, acıya da misafirperverlik göstermeliyiz.
Ve kabul ya hep ya hiç meselesi değildir. Bir şey ya kabul ederiz ya da etmeyiz demek pek de doğru olmaz. Bu, koca bir pastayı tek lokmada yemek yerine dilim dilim yemek gibidir. Durumların oldukları haliyle uzlaşmak, kabul pastasının ilk lokması olabilir.