“Bedenlerimizdeki büyük değişimler, yalnızca kimyasallar ve toksinlerle meydana gelmez aynı zamanda, sosyal dünyanın iletişim biçimi fiziksel dünyamızı (yapımızı) belirler.”
Çocuklar ayrıca, suistimal edilseler bile esasen kendilerine bakan kişilere bağlanacak şekilde programlanmışlardır. Korku, bağlanma ihtiyacını arttırır, rahatlama kaynağı, aynı zamanda korkunun kaynağı olsa bile durum değişmez. On yaşın altında olup da evde işkence gördüğü hâlde (kemikleri kırılmış ve yanıklar oluşmuş), kendisine bir seçenek sunulduğunda ailesi yerine bakım yurduna yerleştirilmeyi kabul eden hiçbir çocukla karşılaşmadım. Elbette, birinin kendisini taciz eden kişiye sarılması yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum değildir. Rehineler, kendilerini esir alan kişilerin kefaletini ödeyerek, onlarla evlenmek istediklerini söylemiş ya da onlarla cinsel ilişkiye girmiştir; aile içi şiddete maruz kalan kişiler de genelde kendilerini istismar eden kişileri saklarlar. Hakimler genellikle aile içi şiddet mağdurlarını korumak için uzaklaştırma kararı aldıklarında, kurbanların kendilerini nasıl aşağılanmış hissettiklerini, pek çoğunun gizlice partnerlerini eve aldıklarını anlatırlar.
Bağlanma ihtiyacı hiçbir zaman azalmaz. Pek çok insan, uzun süre diğerlerinden uzak kalmayı tolere edemez. İş, dostluk ya da aile aracılığıyla iletişim kuramayan insanlar, hastalık, dava ya da aile içi kavgalarla kendi bağlanma biçimlerini bulurlar. İlgisizlik yabancılaşma gibi kasvetli algılar bile tercih edilebilir.