İnsanın gözüne doğada ya da güzel sanatların herhangi bir dalında çarpan akıl almaz güzellikteki bir şey, süratte şimşeklerle yarışırcasına, sevilen kişiye dair hatıraları canlandırır. Bu canlanma, Salzburg'un tuz yataklarındaki ağaç dalının pırlantalarla bezenmesine yol açan düzeneğin işlemesi sonucu, yeryüzündeki bütün güzellik ve yüceliklerin, sevilen kişinin güzelliğinin bir parçası haline gelmesinin bir neticesidir ve mutluluğun böylesine beklenmedik bir şekilde hatırlanması, insanın gözlerinin bir anda yaşlarla dolmasına neden olur. İşte böylece güzelliğe duyulan aşk ve aşkın kendisi birbirlerine can vermiş olurlar.
Hayatın hüzünlü yanlarından biri de, sevilen kişiyi görmekten ve onunla konuşmaktan duyulan mutluluktan geriye belirgin bir hatıranın kalmamasıdır.
Aşkta, gururumuz, kolay kazanılan bir zafere asla kıymet vermez ve insan, aşkın hangi türünde olursa olsun, ona sunulan bir şeyin değerini abartmaya yanaşmaz.