10 Jim Rohn sözü
1.‘’Bir işin daha kolay olmasını değil, bu işte daha iyi olmayı dile. Daha az problem değil, daha fazla yetenek dile. Daha az meydan okuma değil, daha fazla bilgelik dile.’’ 2.‘’Liderliğin meydan okuma yolunda güçlü ol ama kaba olma; kibar ol ama zayıf olma; cesur ol ama zorba olma; düşünceli ol ama tembel olma; mütevazi ol ama çekingen olma; gururlu ol ama kibirli olma; esprili ol ama çılgınlık yapma.’’ 3.‘’Hepimiz iki şeyden birinin acısını çekmek zorundayız; disiplin veya pişmanlık.’’ 4.‘’Günler pahalıdır. Bir gününü harcadığında geriye kalan günlerin bir eksilir. Her birini akıllıca harcadığına emin ol.’’ 5.‘’Disiplin, hedefler ve başarı arasındaki köprüdür.’’ 6.‘’Beklenmedik bir riske hazır olmayacaksan, sıradanlığa razı olmalısın.’’ 7.‘’Motivasyon başlamanı sağlar, alışkanlıklar devam etmeni.’’ 8.‘’Başarı, her gün uygulanan bir kaç basit disiplinden fazlası değildir.’’ 9.‘’Kolay bir kalabalığa katılma, bu şekilde gelişemezsin. Yüksek beklentiler ve talepler olan yerlere git.’’ 10.‘’Arzularının peşinden koşarken bunu mutlu bir şekilde yapmayı öğren.’’
Hayatınızda harese olan kişileri çıkarın ki nefes alabilin
Harese nedir? Çölde yaşayan develer, çok sevdikleri bir çöl dikenini yerken diken keskin olduğu için ağızları kanar. Dikenin tadı ile kendi kanlarının tuzlu tadı birbirine karışır. Bu durum devenin daha çok hoşuna gider ve kanadıkça yemeye, yedikçe kanamaya devam eder. Sonunda kendi kanının tadından sarhoş olan deve, kan kaybından dolayı ölür. Temeli sağlam olmayan Aşk'ta bir nevi haresedir. İnsan aşık olduğu zaman gönül gözü açılırken, beyin ve mantığını mümkün olduğu kadar devre dışı bırakır. Tüm olumsuzluklara rağmen kendini kandırarak tutunacak olumlu bir dal arar. Kökü sağlam olmayan dal kırılmaya meyillidir. Canını acıtacağını bile bile sevmeye devam edersen eğer dikene kızmaman gerekir. Onun fıtratı budur. Canını acıtacak, tenine batacaktır. Aşk bir risktir, cesur olmakta gereklidir ama cesaret ile aptallık arasında ince bir çizgi vardır. İnsanoğlunun da fıtratı bellidir, değişmez. Şüphe duyan sürekli şüphe duyar, aldatan sürekli aldatır. Arayış içinde olan sürekli arar. Hayatınızda ki "harese" olan kişileri çıkarın ki nefes alabilin. Yoksa kendi kendinizi yer bitirirsiniz.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Balık karaya çıkamaz. Kara canlısı suda yaşayamaz. Solungaç geliştiren bir insan, ne tam balık ne tam kara canlısı olur — ikisinin de tam olarak yapamadığı şeyi yapan, ama ikisinde de tam olamayan bir ara form. Belki modern kimlik krizinin asıl acısı tam buradadır: ne için optimize edildiğini bilmemek. Odysseus deniz için değil, kara için yapılmıştı — deniz onu törpüledi ama yok etmedi, çünkü İthaka vardı. Solungaç geliştiren modern insan ise hangi ortam için yapıldığını artık bilmiyor. Buradan iki farklı yöne gidilebilir. Birincisi karamsar: İthaka gerçekten yok oldu. Modern insan için kleos imkânsızlaştı — geriye sadece performans kaldı, varlık değil. İkincisi daha sert ama belki daha dürüst: İthaka her zaman bir kurgu oldu. Odysseus'un "sarsılmaz kleosu" da aslında kırılgandı — yoksa Penelope talipleri sarayı ele geçiremezdi. Belki modernlik kleosu yok etmedi; sadece onun her zaman inşa edilmiş olduğunu görünür kıldı. Bu ikinci okumada solungaç geliştirmek bir trajedi değil, bir açıklık. Modern insan belki ilk kez kendi çapasını seçmek zorunda — coğrafya, kan veya unvan dayatmadan. Ama şunu da teslim etmek gerekiyor: Seçmek özgürlük kadar ağırlık da demek. Ve bu ağırlığı taşıyacak omuzları kimse önceden eğitmedi. Dışarıdan bakan biri için akışkanlık sadece bir "durum"dur; ama o suyun içinde boğulmamaya çalışan canlı için bu bir varoluş mücadelesidir. Bahsettiğimiz o iki yol (İthaka'nın yok oluşu ya da İthaka'nın zaten hep bir kurgu oluşu) ve ara formda kalma dehşeti, bizi trajedinin en çıplak haliyle yüzleştiriyor. Biyolojik metaforun kalbindeki o can alıcı soruyu deşelim: Bu adaptasyon gerçekten mümkün mü? Eğer insan suda yaşamak için solungaç geliştiriyorsa, o artık ne tam bir kara canlısıdır ne de tam bir balık. Doğadaki karşılığıyla o artık bir amfibidir (iki
Felsefe
Sen korktun ve kaçtın
Seninle böyle olabilirdik lakin sen cesur değil korkak olmayı seçtin .💔
TRAJİK BİR OYUN
Kelimeler üzerinden Egzistansiyalist oyunlar oynuyorum; beceriksizce bir oyun bu. Bir başlangıcı yok, bir sonu yok... Zorlama bir oyun bu, anlamlandırılmaya zorlanmış bir oyun. "Ruhumun en ücra köşelerinde kapanan kapıların sesi duyulmaz prangalı kulaklarda." "Azalıyor giderek yankısı yalnızlığımın." "Merakın bilinmezliğinde karanlığa saplanıyor gerçekliğim," diye uzun, karmaşık tamlamaların olduğu kıymetsiz bir oyun; çocuklara alay konusu olacak bir oyun... Oyuna bir isim bulamıyor zihnim, yalnızca hissediyor karmaşasını. Oğuz Atay da belki gülerdi bu kıymetsiz oyuna. Gülseydi, iki çift boynu bükük lafım olurdu ona: "Oğuz abi, ben senin gibi tehlikeli oyunlar oynayamadım. Korkum büyüdü içimde. Çocukların bile daha cesur oynadığı bu çağda, ben korkakça oyunlara giriştim; elime yüzüme bulaştırdım. Ama Oğuz abi, hayatın oyun olduğunu ve her oyuncunun oynarken afalladığını sen de düşünmez misin?" derdim. Sürrealist, Egzistansiyalist gibi "baba" kelimeler kendi çatısı altında barındırmayacaktır sözcüklerimi, ona şüphem yok. Fakat çabam yanında (yanınızda) kıymetli olsun isterim. Yürümeyi yeni öğreniyor kelimelerim...
Görüldü Ama Sevilmedi - M.Gökhan Özdemir
Bazı kitaplar vardır, okur, kapağını kapatır ve yoluna devam edersiniz. Bazıları ise son sayfasını çevirdiğinizde sizi kendinizle baş başa bırakır. Görüldü Ama Sevilmedi benim için ikinci türden bir kitap oldu. Mehmet Gökhan Özdemir, modern çağın ilişkilerine cesur bir aynayla bakıyor. Ghosting, breadcrumbing, love bombing, narsistik manipülasyonlar, mavi tiklerin ardına saklanan belirsizlikler... Hepimizin bir şekilde tanık olduğu ama çoğu zaman adını koyamadığı ilişki dinamiklerini samimi ve anlaşılır bir dille anlatıyor. Kitabı okurken sadece kadın erkek ilişkilerini düşünmedim. Çocukluğumuzdan taşıdığımız bağlanma biçimlerinin, bugün kurduğumuz ilişkileri nasıl etkilediğini de fark ettim. Bazı satırlarda kendime döndüm, bazı bölümlerde geçmişimle yüzleştim. Çünkü bazen mesele birinin bizi seçmemesi değil, bizim hala kendimizi seçememiş olmamızdır. Bölüm aralarındaki mini testler, vaka örnekleri ve düşündüren sorular sayesinde kendinizi bir terapi odasında gibi hissediyorsunuz. En çok da şu düşünce zihnimde yer etti. İnsan, kendi değerini başkasının ilgisiyle ölçmeye başladığında kendinden uzaklaşıyor. Görüldü Ama Sevilmedi, sadece ilişkileri anlatan bir kitap değil, sınır koymayı, belirsizliğe tutunmamayı ve her şeyden önce kendini seçmeyi hatırlatan bir farkındalık yolculuğu. Eğer siz de sürekli kendinizi suçladığınız, Nerede hata yaptım? diye düşündüğünüz ilişkiler yaşadıysanız, belirsizlik içinde yorulduysanız ve artık kendinize dönüp bakmak istiyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans verin. Çünkü bazen iyileşmek, bir başkasının bizi seçmesini beklemekten vazgeçip kendimizi seçmekle başlar. Bu kitabı okuduktan sonra anladım ki bazı yaralar ayrılıklardan değil, belirsizlikten açılıyor. Bir mesajın gelmesini beklemek, görüldüğü hâlde cevap alamamak, kendini sürekli
1000Kitap
Reklam
Reklam