Yaz tatilinde tablet ve telefon bıraktıran kitaplar!
Bu yaz çocuklarınız sadece vakit geçirmesin, hayal kursun, düşünsün, keşfetsin! 🚨 Ebeveynlere Yaz Tatili Önerisi: 📚 "Mete'nin Tuhaf Hikâyesi" (8+ Yaş) Bir sabah uyandığında kendini çocukluğunda bulan Mete ile doksanlara uzanan sıcacık ve sürükleyici bir yolculuk... 📚"Ece'nin Puding Mahallesi" (7+ Yaş) Tatlı görünen bir dünyanın ardındaki gizemleri çözmeye çalışan cesur Ece'nin renkli macerası... ✨ Macera ✨ Hayal gücü ✨ Dostluk ✨ Merak ✨ Eğlence Çocukların elinden düşüremeyeceği iki harika kitap bu yaz onları bekliyor! "Mete'nin Tuhaf Hikâyesi" ve "Ece'nin Puding Mahallesi" ile çocuklar hem eğlenecek hem de kitap okuma alışkanlığı kazanacak. 👇 Sizce çocuğunuz önce hangi maceraya başlardı? 📌 Unutmadan KAYDEDİN! 📌 Bu yaz okuyacak bir çocuk tanıyorsanız PAYLAŞIN! 📌 Daha fazlası için TAKİP EDİN! #çocukkitapları #çocukkitabı #cocukkitaplari
Bayburtlu Konstantin Abiniz Olarak...
Bu hafta yine memlekette iki şeyi umutla bekledik: Birinin gelişini, bir diğerinin ise nihayet siktir olup gidişini... Yani üstümüze çöken o organize kasvetin, derdin, kederin bu topraklardan sökülüp atılmasını. Ah be canım memleketim; gidiyorsun, geliyorsun ama bıraktığın yerde tiyatro hep aynı, dekor hiç değişmiyor. Bir huzur, bir mutluluk sinyali yakalayalım diyoruz, tam o esnada sahneye bir başka arsızlık, bir başka sömürü dalgası fırlıyor. "Bir saniye Bahadır Beyciğim, siz şu vedayı bir neticelendirin, benim içeride kısa bir pisliği temizleme işim var, hemen döneceğim" kıvamında bir curcuna... Hatice ablamız çıkmış gelmiş, "Bacımı kim ortadan kaldırdı, kim kanını yerde bıraktı?" diye feryat ediyor. Şüphe okları doğrudan hanenin içine, o kirli ilişki ağlarına dönük: Gelinleri Güneş ve onunla gizli kapaklı işler çeviren, ailenin içindeki kuzen Fatih. "Ablam ölmeden önce aralarındaki o yozlaşmayı, o gizli oynaşmayı gözleriyle gördüğünü söyledi" diyor. Tam burada sistemin ve toplumun o ikiyüzlü ahlak duvarına şu soruyu vurmak gerekiyor: Peki, bu pislik dönerken o evin asıl reisi, yani yengenin kocası, o erkeklik taslayan figür tam olarak neredeydi? Yanıt tam bir taşra klasiği: "Ağzını dilini bağladılar, muskayı yedirdiler." Kendi acizliğini, kendi cehaletini ve korkaklığını büyüyle, muskayla aklamaya çalışan bu zihniyete bakınca, insan sormadan edemiyor: Yahu siz nasıl sefil, nasıl çürümüş, nasıl omurgasız hayatlar yaşıyorsunuz? Derken maliyenin başındaki o soğuk rasyonellik, Mehmet abimiz sahne alıyor. Bu ara evlerde rahat nefes almak, huzurla oturmak ne mümkün; kapılar tık tık çalınıyor. Büyük vurguncuların, ihale arsızlarının, milyarlık vergi borcu bir gecede silinen yandaşların peşini bırakanlar, bu kez üç kuruş kira alan küçük mülk sahiplerinin kapısına dayanmış.
Siyaset
Reklam
Cebimizden Yetmedi, Gençliğimizden Verdik
Kendi Hikayemizi Gözyaşımızla Yazdık. Şimdi Aynalara Bakarken Yorgun Bir Maziyi Görüyoruz. Kaybettiklerimiz Kazandıklarımıza Kefaret Oldu. Eksilen Yılların Hesabını Sadece Sessizlik Tutar. Hayat Denilen Bu Pazarda En Büyük Bedeli Biz Ödedik. Zaman Akıp Giderken Biz Geride Kalan İzlere Sığındık. Cesur Adımların Faturası Daima En Ağır Olandır. Geleceği İnşa Ederken Kendi Baharımızı Feda Ettik. Hayata Borçlu Değil, Alacaklıyız. Şimdi Hatıralarımızla Zenginiz. Geriye Kalan Sadece Yorgun Bir Tebessüm. Bedelini Ödediğimiz Hayat Artık Bizimdir. Yine de Yolumuzdan Asla Dönmedik. Her Adımda Biraz Daha Eksildik. Başarıya Giden Yolu Emekle Ördük.
Duygu ve Düşünce
Boşluk...
Hepimizin bir kuyusu var elbet... Enderine gömdüğümüz kaygılarımızı, ihtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan, en derin sohbetlerimizi paylaştığımız, en cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu, utandığımız anılarımızın yatağı...Endişelerimizin barınağı... Kuyulardan delik deşik olmuş bir yolda, düşe kalka yürür gibi yaşıyoruz hayatı...çukur çukur olmuş bir kalple...
Duygu ve Düşünce
Kimim ki bu cendere de?
Değersizlik duygusu ve tek başına kalmaya o kadar alışmışım ki değerli olduğumu hatırlatanlar benı bir kaşık suda boğuyormuş gibi geliyor oysa karşımdaki ne kadar canlı olursa olsun zarar veren gene ben oluyorum zarar verirken de zararın tarihini çoktan yazmış oluyorumdur ne bilim varlığımın olduğunu hissetmedim hissettirmeye çalışanlar olmadı çevremde... En çokta ne zaman aklıma geliyor dersınız hani her yıl oluyor ya ortaokul çocuklarının girdikleri lise sınavları işte o gün içimde koca koca fırtınalar kopuyor belkı de kıskanıyorum çekemiyorum ... Her neyse onları kapıda soluksuz bekleyen birkaç çifti göz var denk geliyorlar emin daha da cesur oluyor kalpleri belki arada bir tebessüm ediyorlar ama arkaları dağ gibi duranlar var olduğunu çoktan benimsiyorlar yürekleri kıpır kıpır ha işte aklıma geldikçe gözlerimin kayışı kopuyor istemsizce dolup taşıyor gözyaşlarım belkı de hayat herkese adil herkese hakkettiğini veriyordur ve herkes hakkettiğini yaşıyor kim bilir?
1000Kitap
Herkes mutluluğun kolay olanında huzur arar, oysa bazı sevgiler var ki, bütün zorluklarına rağmen insanı kendine yuva eder. Düzlüklerde herkes yürür. Kaderin önüne serdiği yolları takip etmek kolaydır. Başta yazılanlara ayak uydurup, güneşli günlerde el ele yürümek, ayağına taş değmeden yol almak kolaydır. İnsan bazen hiç aramadan diğer yarısını bulur; yorulmadan sever, incinmeden güvenir, zorlu yolları aşmasına gerek kalmadan huzura kavuşur. Kolay olan budur. Marifet ise zor olanda saklıdır. Taşlı yolları aşabilmekte, yol yokken yol bulabilmekte, yokuşta nefes nefese kalınca bile sevdiğinin elini bırakmamaktadır. Biz zor olanı seçtik. Senin yaranı da tanıdım, öfkeni de gördüm. En dik başlı halini de sevdim, sırf ben istiyorum diye kısılan sesini de duydum. En sert sözlerine de kulak verdim, o sözlerin arkasında saklanan sevgiyi de hissettim. Kolay olan gelmedi bize. Çok sonradan buldum diğer yarımı. Hem de hiç aramadan… Bir hediye gibi çıkıp geliverdin hayatıma. Seni sevmek için çabalamadım. Sanki çok önceden sarıp sarmalamışlar kalbini, sonra getirip usulca benim gönlüme bırakmışlardı. Yorgunluklarımıza hiç “ah! demedim. Aksine, seninle yaşadığım her izi sevdim. Omuzlarımızda taşıdığımız yükleri, geceler boyu içimize çöken özlemleri, İçinde sen olan her şeyi.. Ne zaman yorulduğumu hissetsen, güzel cümlelerinle yaralarıma merhem oldun. Bir bakışınla, bir sözünle, bazen sadece varlığınla şifa oldun. Kolay olmadı. Belki de yolun devamında daha büyük sınavlar bekliyor bizi. Ama olsun… Yolun sonunda gökkuşağını göreceksem, yolun sonunda sen açacaksan kollarını, ateşten yolları da severek yürürüm ben. Hem de hiç düşünmeden.
Reklam
Reklam