Cevap yok
Her şey olacağına varırmış. Nasıl?
Alıntı
Cevap bulmaya değil, fakat soruyu izale etmeye meydan okuyabilen bir yer var mı…
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Babamdan kıssadan hisse bir hikâye öğrendim. Bir gün bir adam, alışveriş merkezinde eşine hediye bakarken yanından geçen bir kadının parfüm kokusunu çok beğenmiş. Cesaretini toplayıp kadına seslenmiş ve nazik bir şekilde: “Hanımefendi, eşime hediye bakıyordum. Parfümünüzün kokusunu çok beğendim. Eşime de aynı parfümden almak istiyorum. Acaba markasını söyler misiniz?” demiş. Kadın gülümsemiş ve tam cevap verecekken, yakınlarda bulunan başka bir adam yanlarına yaklaşmış. Bilmiş bir tavırla: “Hanımefendi, bence parfümünüzün markasını söylemeyin. Çünkü yarın bir gün başka bir adam da beyefendinin eşinin kokusunu beğenir, sonra gelip ona da aynı soruyu sorar.” demiş.
‘Sevgi nedir?’ sorusuna böyle cevap vermişler. Kant "Şarttı” Platon "Şölendi" Nietzsche "Kölelikti" Hume "Alışlanlıktı" Wittgenstein "Susmaktı" Karl Marx “Emekti” Sana göre ‘Sevgi’ nedir?
Victor Frankl mi yoksa Jacques Lacan mı?
Toplama kampından sağ kurtularak bu deneyimden Varoluşsal terapinin temellerini inşa eden Viyanalı Aşkenaz yahudisi Viktor Frankl, kuramı ve pratiğinin merkezine anlamı ve insanın anlam arayışını koyar. Tam da bu noktada, tüm bu felaketlerden uzak kalan yaşıtı ve dönemdaşı arka cebinde burjuvazinin gümüş kaşığıyla doğan Lacan'ın ve onun kuramsal perspektifi ile karşı karşıya gelir. Zira sanatın, entelektüelliğin ve her türlü deneyimsel akımın bereketli toprağı Paris'te doğan, yaşayan ve ölen Lacan, kendi pratiğinde anlamı destitüye eder. Böylece klinik pratisyenler olarak bizler, bu kesişimde iki akımın çatışmasında kendimizi buluruz: bir yandan anlamı azleden Lacan ve diğer taraftan intihar gibi çok krizik (kritik+kriz) kırılıma momentumların kliniğine, anlamı kurucu ve koruyucu referans olarak konumlandıran Frankl. Dolayısıyla klinik bahsin hayatiliği bu konuda bizi görmezden gelmeyi yasaklar. Lacan anlamı çatışmanın, agresyonun ve yıkımın alanı olarak arzunun elzem eylemi olarak onun diyalektikleşmesine engel olarak kendi üstüne kapanan olarak imgesel alanına konumlandırır. Hatta melankoli tam da budur; anlamın donması. Sevgili Frankl ise anlamı ve insanın anlam arayışını intihara karşı bir savunma bariyeri olarak yükseltir. Peki kim haklı? Dedübluman'ın dediği "Belki de yanlıştı doğrularım" kimin için geçerli? Aslında bu sorunun cevabını Frankl, İnsanın Anlam Arayışı kitabı 160-161 sayfalarında cevap verir. Frankl, gecenin yarısı (belki de yarası daha doğru olur) intihar etmek üzere onu arayan vakasından bahseder. Kendi sözlerine göre yarım saat kadar telefonda konuştuktan sonra intihar etmek isteyen kişi bu niyetinden vazgeçer ve yarınına ofiste buluşmak üzere randevulaşırlar. Sabahında hasta ona mealen şöyle der: "Doktor, zannetmeyin ki dün beni
Öyle bir cefa biriktirdim Hiçbi' kadeh bulamadı cevap İçimden geçeni istedim ama Hiçbi' kadın yetemedi bana Sen dışında Kime tutulmuş, yanarsın Ben oluyorum evham, veba Bekleye bekleye paslanır Bu sevda Sen dışında🎵