*İSTANBUL'UN FETHİNİN 573.SENESİNİ TEBRİK EDERİZ* *"İstanbul bir gün mutlaka fethedilecektir.* *Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan,* *onu fetheden asker ne güzel askerdir."* *PINARDAN DAMLAYANLAR....* Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz, İstanbul'un müslümanlar tarafından alınacağını müjdeleyip, İstanbul'u alan kumandan ve askere dua buyurmuşlardır. Bu müjdeye ve duaya kavuşmak, islam padişahlarının hepsinin ortak emeli olmuştur. Sultân Murad han da, her İslâm pâdişâhı gibi İstanbul'u fethetmek arzusundaydı. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini çok sever ve 4-5 yaşlarındaki, şehzade Mehmed'i de yanına alarak ziyarete gider, duasını alırdı. Birgün Hacı Bayram Veli hazretleri ile aralarında şöyle konuşma oldu: -Efendim! İstanbul'u fethetmek, tek emelimdir. Bu diyârı İslâmın nûruyla aydınlatmak, çan sesleri yerine, ezân sesi duymak istiyorum. -Çok iyi olur. -Pekii bu fetih bize nasîb olur mu acabâ? -Cenâb-ı Hak ömr-ü devletinizi pâyidâr, bu hâlis niyetinizi mübârek eylesin. Ancak sen ve ben, bu fethi göremeyiz. (Sonra bir köşede oynayan) Şehzâde Mehmed ile Molla Akşemseddîni gösterdi padişaha. -Şunlar var ya. -Evet efendim. -İşte onlar görürler bu fethi. Sultân Murâd han sevindi o zaman. Ve o gün Akşemseddîn'i, Şehzâde Mehmed'e hoca tayin eyledi. Ayrıca, O devrin en meşhur ulemâsı, velîsi, şehzâdeye ders verdiler. Târihi, coğrafyayı iyi öğrendi. Geçmiş hükümdârları okuyup ders ve ibret çıkardı kendine. Hem kudretli bir asker, hem kültürlü insandı. Tahta çıktığında Ondokuz yaşındaydı. Tek şey vardı gönlünde: *"İstanbul'u almak!.."* Hep bunu düşünür, buna zihin yorar, önüne bizans haritasını alır, gece-gündüz bunun hesaplarını yapardı. Ve çok kararlı idi.. "Ya Bizans'ı alırız, ya Bizans bizi alır" derdi. ....
Alıntı
Kitap Yazmak Hakkında Her Şey
Öncelikle hepinize selam;nasılsınız,iyi misiniz?Umarım iyi ve mutlusunuzdur.Sınavlarınız için başarı,hastalıklarınız için şifa diliyorum.Hepinize biraz yıldız tozu.⭐ Bu iletiyi yazma sebeplerime gelecek olursak beni tanımayanlarınız için(Hicbiriniz tanımıyorsunuz da ben ünlü gibi konuşmaktan zevk alıyorum sanırım🤧)Ben Esma ve harfleri öğrenelden beri bağımlı gibi kitap okuyorum.Yani bizimki de böyle bir hastalık.Her neyse!Ayrıca çok fazla kitap yazdım.(Yani yazmayı denedim,çabaladım.)Ve yılların tecrübesine dayanarak(Cephede savaştım sanki🙏🏻)size bu konu hakkında bazı şeyler söylemeye geldim.Konu,konu kitap yazmak için ihtiyacınız olan her şeyi ve bazı ipuçlarını vereceğim sizlere.Hazırsanız ilk konumuz ile başlıyorum. Evren(Fantastik ve Distopik Kitaplar) Bu konu her yazar için çok karmaşık bir şey.Evren genelde fantastik ve distopik kitaplarda gördüğümüz yönetim,büyü düzeni,sınıflar,güçler vb.ni kapsıyor.Genel olarak size yıllardır evren düzenlenmeden kitap yazılamayacağı söyleniyor.Ancak bu tamamen yanlış bir düşünce.Evrendeki her şeyi halletmeden de kitap yazabilirsiniz.Yani önce her soruyu cevabına kavuşturmanın bir anlamı yok.Evren siz yazdıkça belli olur.Size tavsiyem önemli ve temel şeyleri belirledikten sonra yazmaya başlamanız.Sorular siz yazdıkça cevaplanacak.Zaten her şey belli olduktan sonra yazmak baya sıkıcı olurdu.Siz ne olduğunu düşünün ve yazmaya başlayın neden olduğunu yazdıkça anlayacaksınız. Evren düzenlerken ise titizlikle çalışmanız gerekiyor.Bir defteriniz olsun,(tercihen çizgisiz)o deftere şema yaparak evreninizi anlatın.Örneğin krallıklar var ise krallıkların güç sıralamasını yapabilirsiniz.Bu tarz temel bilgileri hallettikten ve yazmaya başladıktan sonra ara ara kendinize sorular sorun.Neden,nasıl vb.Bu soruları yine şema halinde
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Geldik konduk vakti gelende gideriz .. 1.Neden geldik? 2.amac neydi? 3.Nereye gideceğiz? 4.sonumuz belli mi? C.1- ".......Allahtan geldik ve dönüş yine Onadir".. Bakara 156 C.2- "Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.".. zariyat 56 C.3- “Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizi, Kıyame 26) (Ve yine ilk cevapla aynı) C.4- “Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre kadar şer yapmışsa onu görür.” — Zilzâl Suresi 7-8 “Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır…” — Burûc Suresi 11 “Allah, onların kalplerinde olanı daha iyi bilir.” — Kasas Suresi 69 “Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez.” — Lokman Suresi 34 😟
Din İslam
Felsefi Hayat Manifestosu 1. Varoluşun sorumluluğunu omuzla. Evren sana bir anlam sunmadı. O hâlde sen ver. Sartre’ın dediği gibi, mahkûmsun özgürlüğe. Her sabah kalktığında “Bugün ben kim olacağım?” sorusunu sor kendine ve cesaretle cevapla. 2. Anı yaşa, ama körü körüne değil. Marcus Aurelius’un stoacı soğukkanlılığıyla geçmişe takılma, geleceği de fazla övme. Şimdi’nin içindeki tek gerçek bu. Fakat farkındalıkla yaşa; her nefeste “buradayım” de. 3. Acıyı reddetme, dönüştür. Nietzsche’nin “Beni öldürmeyen şey güçlendirir” dediği gibi… Acı kaçınılmaz. Ama ona anlam vererek katlan. Yaranı hikâyeye, kırılmanı bilgelik haline getir. 4. Her şey geçicidir, o yüzden kıymetli. Herakleitos’un ırmağında bir kez bile aynı suda yıkanamayız. Sevdiklerin, sen, bu beden… Hepsi akıyor. Tam da bu yüzden onları daha sıkı sarıl, daha derin sev. 5. Kendini bil, ama sabit sanma. Sokrates’in “Kendini bil” emri hâlâ geçerli. Fakat Herakleitos’un değişiminden de vazgeçme. Sen bir süreçsin, bitmiş bir ürün değil. Her gün yeniden doğmaya izin ver. 6. Absürdlüğe rağmen isyan et. Camus’nun Sisifos’u gibi… Evren anlamsız olabilir. Ama sen yuvarladığın kayayı her seferinde daha dik bir gülümsemeyle yuvarla. İsyanın en güzel hali budur: bilinçli ve coşkulu yaşamak. 7. Bağlantı, ayrılıktan daha derindir. Varoluş yalnızdır ama insan başka insanlarla anlam kazanır. Empatiyle, şefkatle bağlan. Başkalarının acısını ve sevincini kendi varoluşunun bir parçası olarak hisset. 8. Özgürlüğün bedelini ödemekten korkma. Gerçek özgürlük, başkalarının onayını, toplumsal normları, hatta kendi eski “ben”ini reddetme cesaretidir. Bazen yalnız kalacaksın. O yalnızlığı da kucakla. 9. Merakını hiç yitirme. Aristoteles’in “Bütün insanlar doğal
Bakın az önce çok saçma bir şey düşündüm şimdi Murathan Karakurtun en sevdiği tatlı baklavaya acaba modeli olan Hakan adalinin en sevdiği tatlı ne hakan adalı bu sorumu cevapla
Bismillah...❤️ Ebediyet Yolcusunun Azığı: Bekleyişin Muhteşem Güzelliği ​Dünya, bir misafirhanenin tozlu penceresinden dışarıyı seyretmek kadar kısa; bir kuşun kanat çırpışındaki o anlık titreme kadar fânidir. İnsan, bu muazzam döngünün içinde çoğu zaman kaybolur. Oysa hayatın en hakiki saati, akrebin yelkovanı kovaladığı o metalik ses değil; ruhun, asıl Sahibine, gerçek Sevgiliye dönmek için attığı sessiz çığlıktır. İşte bu yüzden, sık sık ölümü hatırlamak, karanlık bir sonu değil, şafağı bekleyen bir kalbin en aydınlık eylemidir. ​Fâniliğin İçindeki Bâki Müjde ​Ölümü anmak, hayattan kopmak değil; aksine, hayatı her zerresiyle, her nefesiyle yeniden inşa etmektir. Bir çiçeğin solacağını bilmek, onun kokusundaki mucizeyi daha derinden hissetmemizi sağlar. Dünya, üzerinde yürüyüp geçtiğimiz bir köprüdür; akıllı olan, köprünün üzerine saraylar kurmaz, sadece karşı kıyıya sağ salim geçebilmek için adımlarını dikkatli atar. Bâki âlem için hazırlanmak, bu fâni rüyanın ortasında uyanık kalma sanatıdır. Gönül heybesini sevgiyle, merhametle ve iyilikle dolduran yolcu için ölüm; bir ayrılık değil, bir vuslatın, "Düğün Gecesi"nin (Şeb-i Arûs) başlangıcıdır. ​Muhteşem Bir Duygu Ruhsatı ​Ölümün hatırlanması, kalbi katılaştıran dünya hırslarını bir mermer ustası gibi yontar ve ortaya saf, pırıl pırıl bir ruh çıkarır. Bu, insana verilmiş harika bir güzellik, muhteşem bir duygu ruhsatıdır. Bu ruhsatı cebinde taşıyan kişi, ne makamın sarhoşluğuna kapılır ne de yokluğun kederiyle ezilir. İmanıyla bilir ki; burası bir imtihan meydanı, ötesi ise adaletin ve cemalin mekânıdır. Ölümü hatırlamak, insana "ben kimim?" sorusunu sordurur ve aldığı cevapla onu kibirden arındırıp tevazu vadisine indirir. ​Dönüş Biletini Bekleyen Yolcu ​Her sabah uyandığımızda aslında bir "mühlet" alırız.