Bismillah...❤️
Ebediyet Yolcusunun Azığı: Bekleyişin Muhteşem Güzelliği
Dünya, bir misafirhanenin tozlu penceresinden dışarıyı seyretmek kadar kısa; bir kuşun kanat çırpışındaki o anlık titreme kadar fânidir.
İnsan, bu muazzam döngünün içinde çoğu zaman kaybolur. Oysa hayatın en hakiki saati, akrebin yelkovanı kovaladığı o metalik ses değil; ruhun, asıl Sahibine, gerçek Sevgiliye dönmek için attığı sessiz çığlıktır.
İşte bu yüzden, sık sık ölümü hatırlamak, karanlık bir sonu değil, şafağı bekleyen bir kalbin en aydınlık eylemidir.
Fâniliğin İçindeki Bâki Müjde
Ölümü anmak, hayattan kopmak değil; aksine, hayatı her zerresiyle, her nefesiyle yeniden inşa etmektir.
Bir çiçeğin solacağını bilmek, onun kokusundaki mucizeyi daha derinden hissetmemizi sağlar.
Dünya, üzerinde yürüyüp geçtiğimiz bir köprüdür; akıllı olan, köprünün üzerine saraylar kurmaz, sadece karşı kıyıya sağ salim geçebilmek için adımlarını dikkatli atar.
Bâki âlem için hazırlanmak, bu fâni rüyanın ortasında uyanık kalma sanatıdır.
Gönül heybesini sevgiyle, merhametle ve iyilikle dolduran yolcu için ölüm; bir ayrılık değil, bir vuslatın, "Düğün Gecesi"nin (Şeb-i Arûs) başlangıcıdır.
Muhteşem Bir Duygu Ruhsatı
Ölümün hatırlanması, kalbi katılaştıran dünya hırslarını bir mermer ustası gibi yontar ve ortaya saf, pırıl pırıl bir ruh çıkarır.
Bu, insana verilmiş harika bir güzellik, muhteşem bir duygu ruhsatıdır.
Bu ruhsatı cebinde taşıyan kişi, ne makamın sarhoşluğuna kapılır ne de yokluğun kederiyle ezilir.
İmanıyla bilir ki; burası bir imtihan meydanı, ötesi ise adaletin ve cemalin mekânıdır.
Ölümü hatırlamak, insana "ben kimim?" sorusunu sordurur ve aldığı cevapla onu kibirden arındırıp tevazu vadisine indirir.
Dönüş Biletini Bekleyen Yolcu
Her sabah uyandığımızda aslında bir "mühlet" alırız.