Unutulmamalıdır ki, güçlü medeniyetler güçlü dillere sahip olmakla olur. Güçlü bir medeniyete sahip olmak istiyorsak önce dilimizi güçlendirmek mecburiyetindeyiz.
Türk Dil Kurumu, 1951'deki olağanüstü kurultayda yapılan iki önemli değişiklikle Atatürk'ün kurduğu kurumdan farklılaştırılmıştır.
Bunlardan birisi: "Türk Dil Kurumunun amacı: Dilimizin özleşmesini ve bütün bilim, teknik ve sanat kavramlarını karşılayacak yolda gelişmesini devrimci bir anlayışla ve bilim metotlarına uygun olarak sağlamağa çalışmaktır." şeklindeki değişikliktir.Önceki tüzüklerle tespit olunan, " Türk dilinin zenginliği ve güzelliğini meydana çıkarmak ve dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmek"amaçları tümüyle ortadan kaldırılmış, böylece Atatürk'ün kurduğu kurumun amacında bulunmayan "devrimci anlayış" eklenerek ilk defa ciddi bir sapma ortaya konulmuştur. Atatürk isteseydi şüphesiz Türk Dil Kurumunun amacına böyle bir anlayış koydurabilirdi.
Muhsin Ertuğrul, Türk sinemasının ilk yıllarında bu tip filmlerle sinemamızdaki birçok olumsuzluğu başlatan ya da yaygınlaştıran kişi olmuştur. Olumsuz dindar imajı ve Türk toplumunun gerçeklerine aykırı yaşayışlar onun sinemamızı uzun yıllar etkileyecek klişelerinden bazılarıdır.
Muhsin Ertuğrul 1933 yılında çektiği "Karım Beni Aldatırsa" filminde ilk kez mayolu Türk kızlarını perdeye yansıtmıştır.Seyircinin gösterdiği tepkiyi, Enis Olcayto şöyle belirtmektedir. "O günlerde ilk defa tek parçalı kısa mayolu genç kızlar yan yana dizilip bacaklarını can can dansözleri gibi sağa sola sallayıp sonra havaya kaldırdıkları zaman, birçok sinema seyircisi başını önüne eğmiş ve "Aman başımıza taş yağacak. Bu çıplak kızların bembeyaz bacaklarını dibine kadar açmak sadece ayıp değil, günah, günah." diyerek bağırmışlardır. Film müstehcen olduğu için salonu terk edenler olmuş, fakat sinemadan tepki göstererek ayrılan kişilerden çok daha fazlası birbirlerini iterek filmi izlemeye çalışmışlar. (Ömer Menekşe, Türk Sinemasında Din ve Din Adamı İmajı, II. Uluslar Arası Dini Yayınlar Kongresi,Dİyanet İşleri Başkanlığı Yayınları 2005)
Son yılların en çok ilgi gören dini filmi ise MEL GİBSON tarafından yönetilen ve 2004 yılında gösterime giren The Passion of the Christ (Tutku- Hz. İsa'nın Çilesi) olmuştur. Film, Aramice seslendirmeli, İngilizce altyazılı olduğu için ticari başarı kazanamayacağı düşünülmüş ve hiçbir Hollywood stüdyosu projeyi kabul etmemiştir. Hz. İsa'nın son 12 saatinin anlatıldığı film anti-semitizmi körüklediği ve çok kanlı görüntülere sahip olduğu gerekçesiyle eleştiriler almıştır. Sinema salonları tarafından boykota uğrayan film ancak Papa'nın "Evet, aynen böyle oldu." sözleriyle destek vermesi üzerine gösterime girebilmiş ve çok büyük bir ticarî başarı kazanmıştır.