“Gökyüzü o uzak yaz kadar güzel ve genişti. Çıktım ve aklımda uzun bir denizle yürüdüm. Sesin gövdemi iplik iplik eden bir ağrıydı içimde. Geçtiğim her yer masmavi iyot kokuyordu. Sen, tırnaklarından saçlarına dek sulara gömülmüş, gövdeni geçmişinden arındırıyordun. Ben yan yana dizdiğim kırk iki çarpı işaretiyle, kumlara ömrümün özetini çıkarıyordum. Sırılsıklam ışık içinde olsak da ikimiz de güneşin umrunda değildik. Benim ikide bir dağlara bakmam, senin gözlerini denizden ayırmaman geldiğimiz yeri mi gösteriyordu, ayrılığın ilk işareti miydi yoksa? Bunu o gün ikimiz de düşünemezdik. İki yenilgiden, yaşama sevinci adına bir olanak yaratmanın acemi bilgeleriydik.”