sanki bu büyük öfke beni kötülüklerden arındırmış, umuttan kurtarmıştı, işaretler ve yıldızlarla yüklü olan bu gecede, kendimi ilk kez olarak, dünyanın tatlı kayıtsızlığına açıyordum. dünyayı kendime bu kadar eş, bu kadar kardeş bulunca, anladım ki, eskiden mutluluğa ermişim. hatta hala da mutluyum.
başkalarının ölümü, bir ananın sevgisi ne umrumdaydı benim? başkasının tanrısından bana neydi? başkalarının seçtiği kabullendiği hayattan, yazgıdan bana neydi?
anacağım sık sık, “ insan hiçbir zaman bütün bütün mutsuz olmaz,” der dururdu. gökyüzü elvan elvan renklere boyanıp da, yeni bir günışığı hücreme sızıverince, ona hak veriyordum.
bir gün gardiyan bana, “beş aydır buradasın,” deyince sözüne inandım, ama bunu aklım almadı. benim için sanki bu, hücremde yuvarlanıp giden aynı gündü ve ben aynı işi yapıp duruyordum
bunda benim bir suçum olmadığını söylemek geldi, ama kendimi tuttum. bunu daha önce patrona söylediğimi anımsadım. hiçbir anlamı yoktu bunun. insan her zaman az buçuk suçludur