Ama sonra sabah oluyor, sabah olunca uzanıp karavanın küçük penceresini açıyor, içeri dolan ne müspet ne menfi esintiyle yüzümü hayata dönmeye gayret ediyor, yattığım yerde gözlerimi kapatıp yumurtasını kıran serçe yavrularını hayal ediyordum. Buradan başlayabilirim diyordum kendime, cılız bir gaganın uzanıp yırttığı zardan, çatlattığı kabuktan başlayabilirim.
Özlem kimseye anlatamayacağım bir genişlik ve biçimdeydi, onu neredeyse bir hırka gibi giymiştim üstüme, hücrelerime dek hissettiğim tek başınalık duygusu her neyle uğraşırsam uğraşayım bir yerden kafasını uzatıp kendisini habire hatırlatıyordu bana.
Artık "zamanım yok" bahanesini kullanmayı bırakmaya karar vermiştim. Bunun yerine "sahip olduğun zamanla" neler yapabileceğimi düşünecektim. Böylece "bir gün", "yarın" olacaktı..