Son senesinde asabi ve ateşli bir genç muallimenin "Anadolu'da çalışınız" telkinini, herkesin bir moda diye sadece bahsedip münakaşa yürüttüğü bu fikri, ruhuna yakıcı ve müspet bir emel olarak yerleştirdi.
Aliye kasabaya muallime olarak geldi. Yüzü, henüz açılmayan bir gül goncasının mahcup kırmızılığını, çekingen güzelliğini taşıyordu.
Pembe, ince yüzü üstünde iki kocaman menekşe gibi siyah kirpikli gözleri, küçük bir çocuk burnu, yüzünün bütün bu mütereddit ve cazip inceliğiyle tezat yapan bir nar çiçeği goncası gibi garip bir ağzı vardı.
Biraz yumuşak ve kıvırcık siyah saçları, itina ile örttüğü sıkı, siyah baş örtüsünün altından şakaklarına, ensesine boşanıyor, yanaklarına, boynuna dökülüyordu.
Halide Edib'in bu kitabı hakkında, yazarı İslam karşıtı olarak gösteren birkaç yazı yayımlandı. Oysa Halide Edib, dine değil, dinin taassubuna, karanlık ve korkutucu yüzüne karşıydı.
... Ulusal Kurtuluş Savaşı günlerinde, Anadolu'daki bir kasabada geçiyor.
Romanda, düşman işgalini yaşayan Anadolu halkının Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı algılayışı hikâye edilir: bir yanda ulusal direnişin simgesi Kuvayı Milliye güçleri, öbür yanda geçmişin dinî taassubunu sürdüren bir sözde din adamı ve onun yandaşları...
Romanın asli kişisi Aliye, İstanbul'dan taşraya gelmiş idealist bir öğretmendir.