10/10
·496 syf.··
2026 12. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 21:46
Kitabın her ayrıntısını yazmak istiyorum. İlk kitabımız Tekvinde Osman Hamdi Bey’in kayıp tablosu mihrabı konu alıyor. Kitap bizi köklü ve çok zengin yahudi ailelerinin , İstanbul’ un , Osman Hamdi Bey’ in ve eserlerinin sırlarıyla dolu bir dünyaya götürüyor. İkinci kitabımızda macera devam ediyor ve bu sefer gelecekte 2035 yılındayız. Kitabın ana konusu ABD’ nin 2002 de yaptığı Millennium Challenge tatbikatında olduğu gibi büyük İstanbul depremi gerçekleşmiş. Büyük bir yıkıma uğrayan İstanbul’a sömürgeci malum devletlerimiz yardım etme süsüyle gelerek istanbul’ u işgal etmeye çalışıyor ve kahramanımız da bu işgali engellemeye çalışıyor. Beni bu seriye hayran bırakan şey yazarın gerçekte var olan olaylar üzerinden kurguyu yapmış olması. Kitabı okurken her şeyi internete yazarak araştırıyorum ve hepsi geçmişte yaşanan olaylar yani daha çok bir komplo teorisi kitabı diyebiliriz. Ama asla çiğ teorilerden bahsetmiyorum ben şahsen hepsine inandım. Ayrıca yazar kahramanların isimlerinden , olaylardan tutun araçlarında bile milliyetçi ruhunuzu kamçılıyor. Karakterlerin isimleri milli mücadele kahramanlarından ve şehitlerimizden seçilmiş. Olayları yine milli mücadelede yaşadığımız anlarla öyle güzel ilişkilendirilmiş ki kitabı okurken çoğu yerde tebessümle karışık ağlamaklı oluyosunuz. Üzerine bir sürü sayfa yazabilirim ama uzatmadan harika bir eser olmuş diyelim.
GizlenenArif Ergin · İthaki Yayınları · 2025484 okunma
6/10
·246 syf.··
2026 64. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 16:12
Agatha okumayi seviyorum ama bu kitabı ortalamanın altında kaldı 12 tane öykü den oluşuyor benim için agatha yazmis gibi değildi agatha nin bütün kitaplarını okuma challenge ma bir yeni kitap daha eklendi
Listerdale'in GizemiAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2019445 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
Beş güne beş kitap challenge'ını başarıyla tamamlamış olmanın verdiği o eşsiz gururla, bu maratonun son halkası olan Alfred Adler’in "Yaşama Sanatı" üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. İnsanın kendine verdiği sözü tutması, hele ki böylesine yoğun bir okuma temposunda zihnini taze tutarak finale ulaşması, Adler’in de üzerinde durduğu "özsaygı" ve "başarma istenci" kavramlarının adeta canlı birer sağlaması gibi. Bu okuma serüvenini, insan ruhunun derinliklerine inen bu temel eserle taçlandırmak, zorlu ama bir o kadar öğretici bir yolculuğun en anlamlı duraklarından biri oldu. Adler bu eserinde, modern insanın en büyük çıkmazlarından biri olan "yetersizlik" duygusunu masaya yatırırken, aslında hepimizin içindeki o gizli itici gücü, yani aşağılık kompleksini nasıl bir gelişim yakıtına dönüştürebileceğimizi fısıldıyor. Kitap, psikolojiyi sadece klinik bir odağa hapsetmek yerine, onu sokağa, aileye ve en önemlisi bireyin kendi iç sesine taşıyor. Yazarın "yaşam tarzı" (life style) olarak adlandırdığı ve çocukluktaki ilk anılarımızla şekillenen o görünmez şablonun, yetişkinlikteki kararlarımızı nasıl etkilediğini okurken, insan ister istemez kendi geçmişine dair küçük bir arkeolojik kazı yapma ihtiyacı hissediyor. Özellikle toplumsal uyum ve iş birliğinin, ruh sağlığının en temel ölçütü olarak sunulması, bireyselliğin içinde kaybolduğumuz şu günlerde çok kıymetli bir hatırlatıcı. "Yaşama Sanatı", rüyalardan cinsel sorunlara, çocuk eğitiminden meslek seçimine kadar geniş bir yelpazeyi, William James’in de vurguladığı gibi doğrudan hayatla bağ kurarak ele alıyor. Kitabı bitirdiğinizde elinizde kalan sadece teorik bir bilgi yığını değil, hayata karşı geliştirilmiş daha geniş bir perspektif oluyor. 5 günlük bu yoğun maratonu böyle bir eserle noktalamak, sadece bir
Yaşama SanatıAlfred Adler · Cem Yayınevi · 20203,684 okunma
9/10
·
Beğendi
5 güne 5 kitap challenge maratonumda bugün 4. günün heyecanını, Meltem Trubody’nin "Gün Solgunu" isimli büyüleyici eseriyle yaşıyorum. Kitabı elime aldığım andan itibaren beni en çok sarsan ve içine çeken şey, yazarın daha önce pek az kalemde rastladığım o muazzam betimleme gücü oldu. Yazar kelimelerle adeta dans ediyor ️ O anı, o mekanı ve o duyguyu bir film karesi gibi kanlı canlı yaşatıyor. Kitabın öykü dili o kadar sinematik bir derinliğe sahip ki, sayfalar arasında ilerlerken kendimi sadece bir okur gibi değil, bir kameranın arkasından sahneleri izleyen bir gözlemci gibi hissettim. Arka kapakta vaat edilen o "kapanmamış hesaplar" ve "içsel rövanşlar", yazarın ustalığıyla sadece birer tema olmaktan çıkıp etten kemiğe bürünüyor. Denize nazır bir otelin sabah telaşı ile tekerlekli sandalyedeki gizemli adamın durgunluğu arasındaki o keskin zıtlık, okurun zihninde silinmez izler bırakıyor. Yazar Asaf’ın diğer konukları öyküleştirmesi ve bu esnada "gizli bir gözün" de onu izlemeye devam etmesi, kurguyu çok katmanlı ve merak uyandırıcı bir seviyeye taşımış. Psikolojik çağrışımların bu denli naif ama etkili kullanıldığı, vicdanın ve görünmeyenin kıyılarında dolaşan bu öyküler, challenge yolculuğumun en kıymetli keşiflerinden biri oldu. Yarım bırakılmış hayatların izini sürerken, yazarın kurduğu o atmosferin içinde kaybolmak hem hüzünlü hem de edebi açıdan çok doyurucuydu. Bu maratonun bitmesine sadece bir gün kala, böylesine güçlü bir kalemle tanışmış olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Peki, bu kitabı kimler benim kadar severek okur? Eğer olayların akışından ziyade o anın ruhuna dokunmayı seven bir okursanız; karakterlerin iç dünyasındaki kırılmaları, melankoliyi ve insan psikolojisinin karanlık labirentlerini keşfetmekten keyif alıyorsanız bu kitap tam size göre.
Gün SolgunuMeltem Trubody · Metinlerarası Kitap · 20255 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
2026 8. kitabı
Jonathan Livingston Seagull by Richard Bach may appear to be a simple story about a bird, but it develops into a layered allegory about individuality, freedom, and spiritual growth. Jonathan, unlike the rest of his flock, is not satisfied with living only to eat and survive. He becomes obsessed with flight not as a tool, but as a way of reaching perfection and understanding something greater about existence itself. This desire isolates him. The flock, representing conformity and societal limitation, rejects him for refusing to follow its narrow rules. His exile symbolizes the cost of individuality: those who question norms are often cast out. Yet this separation is also what allows Jonathan to grow. Freed from the expectations of others, he pushes himself further and eventually reaches a higher level of existence, where he learns that true perfection is not just physical but spiritual. Flight becomes the central symbol of the story. It represents self-discovery, discipline, and transcendence. The sky stands for infinite possibility, suggesting that limits are not absolute but largely self-imposed. Jonathan’s journey reflects the pursuit of self-actualization, the idea that fulfillment comes from realizing one’s full potential. At the same time, the story strongly echoes Biblical patterns, especially those associated with Jesus Christ. Jonathan is rejected by his community, ascends to a higher plane of understanding, and returns as a teacher. He gathers followers and teaches them that they, too, can overcome their limitations. Like Christ, he emphasizes growth, belief, and a deeper understanding of existence. However, Bach reinterprets these ideas in a more philosophical and less doctrinal way. There is no focus on sin or divine judgment. Instead, the central
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,1bin okunma
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 00:04
5 güne 5 kitap challenge'ında 2. gün!️ Felsefenin babası olarak kabul edilen Sokrates, felsefeyi gökyüzünden yeryüzüne indirerek rotayı doğrudan insana ve ahlaka çeviren en yüce isimdir. Benim felsefe yolculuğum da lise yıllarında onunla ilk kez tanışmamla başladı.Sokrates’in düşünceleri ve erdemi hayatın merkezine koyan duruşu bana her zaman çok mantıklı ve ilham verici gelmiştir. Özellikle onun o meşhur, "Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir," sözüyle özetlenen mütevazı bilgeliği, insanın her şeyi bildiğini sandığı bu çağda aslında en büyük cesaretin "bilmiyorum" diyerek hakikatin peşine düşmek olduğunu hatırlatır. Plutarkhos’un bu eseri, büyük ustanın en gizemli yönüne, yani kararlarını verirken kendisine rehberlik eden o "iç sesine" ışık tutuyor. Sokrates, hayatı boyunca duyduğu bu sesin ona ne yapması gerektiğini söylemediğini, aksine yanlış bir adım atmak üzereyken onu durduran engelleyici bir işaret olduğunu belirtir. Kitap, bu kavramı sürükleyici bir felsefi diyalog içerisinde ele alırken bizi sadece teorik bir tartışmaya değil, aynı zamanda antik Thebai şehrinin kurtuluşunu hedefleyen siyasi bir ihtilalin tam ortasına bırakır. Eserdeki diyaloglarda farklı sesler çarpışır: Galaxidoros meseleye rasyonel bir yerden bakarken, Theanor, mistik ve dini bir yaklaşımı savunur. Sokrates’in yakın dostu Simmias ise daimonion’un, ancak gürültüden ve tutkulardan arınmış, dingin bir zihne çarpan "yüksek bir akıl" olduğunu ileri sürer. Tartışmaların gölgesinde şehrini kurtarmaya hazırlanan Epameinondas ise felsefenin sadece konuşmak değil, tehlikenin ortasında bile erdemle eyleme geçmek olduğunu bizlere kanıtlar. Bu eser bize erdemin sadece zihinsel bir birikim değil, bir ruh eylemi olduğunu gösteriyor. Modern dünyanın bitmek bilmeyen gürültüsünde unuttuğumuz o içsel
Sokrates’in Daimonion’uPlutarkhos · Pinhan Yayıncılık · 20249 okunma