Konusu ilginç; İstanbul, tarih, mimari, gelecek senaryosu gibi başlıklar bir araya gelince merak uyandırıyor. Kitabı bitirdiğimde fark ettiğim, fikir olarak güzel ama okurken bilgi yoğunluğu içinde boğan bir roman. Yazarın ciddi bir araştırma yaptığı belli. Tarihle, mimariyle, İstanbul’un geçmişiyle ilgili çok fazla bilgi var. Bu açıdan bakınca emek verilmiş bir kitap. Ama tam da bu yüzden, okurken zaman zaman hikayenin geri planda kaldığını hissettim. Bazı yerlerde roman okuyormuşumdan çok, uzun uzun açıklamalar içeren bir metin okuyormuşum gibi geldi. Bilgi ilginç olsa bile, her zaman hikayeye hizmet etmiyor gibiydi.
Kitabın bazı bölümleri gerçekten merak uyandırıcı. Şimdi ne olacak? dediğim yerler elbette ki oldu. Ama bu tempo sürekli korunmuyor. Arada uzun detaylara girildiğinde ritim düşüyor ve ister istemez okuma hevesini azalıyor. Dil konusunda da çok çarpıcı, akılda kalan bir anlatım bulduğumu söyleyemem. Anlatım anlaşılır ama beni içine çeken, duygusal ya da edebi olarak etkileyen bir tarafı pek olmadı. Karakterler de bana çok güçlü gelmedi. Ayrıca kitabın sevmediğim kısmı Kurtuluş Savaşı dönemi İstanbul işgalini bire bir kopyalamış olması. Kurgu yazılıyorsa işgalin de ayrıca kurgu ile yazılmasını beklerdim. Yaşanan tarihi alıp kopyalayıp kitaba eklemek bence büyük hata. Ayrıca bir 37 ekran televizyon kısmı var ki komple sinir bozucu. Bilgisayarlar, tabletler bulabilen isyancılar için nedense bir televizyon bulamayıp 37 ekrana talim kaldık bu zamanda havası yaratmak istenmiş ki neyle hangi bağlantıyla izleyecekler o 37 ekranı Allah aşkına ya.
İlgi alanı tarih, mimari, İstanbul ve komplo–gizem tarzı olan okurlar için yer yer keyifli olabilir. Sadece benim için, potansiyeli yüksek ama tam olarak karşılık veremeyen bir okuma deneyimi oldu. Okudum, bazı