The conflicting views of the conservatives and progressives were apparent from the start. During the first session, the progressives wanted to change the liturgy of the church to allow for modern languages instead of the traditional Latin and to encourage the participation of laypeople in the mass. The conservatives, predictably, objected.
The prime example of sin in society, according to the preachers of the social gospel, was the capitalist system and what the profit motive did to create inhumane conditions for laborers. Man’s salvation, they said, was impossible as long as that system remained unchanged. Social Gospelers differed among themselves over how much change was necessary for the regeneration of the American system, but they agreed the kingdom of God could not come without it.
Türkçe öğretmenin için, "Kültürlü biriydi ama okumak onu değiştirmemişti,'' diyorsun. Okumak da yetmiyor bazen, değil mi?
Hayat bilgisi işte bu, turşu nasıl kurulur değil. Hayat dediğimiz şey gündelik işleyişin dışında merhamet, şefkat, vicdan, insanlık, onur, ahlak, ayakta durmak, başını eğmemek gibi değerlerden oluşuyor. Ama ne yazık ki günün değerleri bunlar değil artık. Merhamet hırslarımızla elde etmek istediklerimize ket vuran bir zayıflık olarak görülüyor. Yerine göre ruhsal pansuman da olabiliyor , Filistinli çocuklara SMS'yle beş lira göndererek kendimizi iyi hissettiğimiz, change.org veya benzeri oluşumlara imza atarak tatmin yaşadığımız bir şey. Vicdan, Edgar Allan Poe'nun "Gammaz Yürek" öyküsündeki gibi, yüreğin susturulması gereken gevezeliği haline geldi. Paranın karşısında onur gereksiz bir ayak bağı, atılması gereken bir safra. Yaşım ilerledikçe bu değerleri hayattan değil, edebiyattan öğrendiğimi fark ettim. Dünya kötü bir yer çünkü, insan denen varlığın özü kötülük, toplumsallığın yarattığı değerler , toplumsallık mecburiyeti bu kötülüğü frenliyor. İyi insan olmak hem zordur, hem de belirsiz bir ödülü vardır; öbür dünyaya inanıyorsan eline cennet vaadinden başka bir şey geçmez. Ama kötülük kolaydır, hemen sonuç verir, ödülünü dünyada kazandırır. Merhametten maraz doğduğu doğrudur ama insanın sınavı da marazdır, maraza rağmen merhametli olabiliyorsan insansın. Onun için edebiyata, sanata, bize insan olduğumuzu hatırlatacak şeylere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Her ne kadar vicdansız Türkçeci edebiyattan bunları öğrenmemiş olsa da, insana bu değerleri hissettirecek olan yine edebiyat. Verecek olan demiyorum, edebiyata ilişkin bu tür didaktik vurgulardan hiç hazzetmem. İnsani olanı hissettirecek olan edebiyattır. Hissederiz, sonrası bize