“Tahta bir banka oturuyor ve yanımdaki çalılığa bakıyorum. Çok hoşuma gidiyor, çünkü kendisinden başka bir şey ifade etmiyor. Ben de bu çalılık gibi olmak istiyorum. O her gün burada, yok olmayarak direniyor; yakınmıyor, konuşmuyor, hiçbir şeye ihtiyaç duymuyor, aşılmaz bir şey işte.”
“İşin aslına bakılırsa suskunluktan gittikçe daha fazla zevk almaya başlıyorum. Bu beni korkutuyor biraz, çünkü yaşamak için ihtiyacım olan bu kadar fazla suskunluk normal mi yoksa ufalanma, lif lif ayrılma, tarazlanma gibi tabirlerle tanımı noksan kalan ve içimde baş gösteren olası bir hastalığın başlangıcı mı bilmiyorum.”