Muhteşem üçlüsü Yarınki Yüzün’ün üstüne okuduğum ikinci kitabıydı ve anlıyorum ki Marias’ın kumaşı hep güzelmiş. Zaman içinde ondan daha kusursuz giysiler dikmeyi öğrenmiş. Genel olarak tarzı değişmiyor ama yıllar içinde kitaplarına toplumsal/tarihi olayları ve sanatı katarak zenginleştirmekte epeyce ustalaşmış.
Kitap, yeni tanıştığı evli bir kadının evindeki randevusu kadının kollarında ölmesiyle biten (korkmayın spoiler değil, kitap böyle açılıyor) anlatıcımızın kadını öylece bıraktıktan sonraki merakına odaklı olarak gelişiyor. Merakını giderebilmek için bir şekilde kadının ailesiyle tanışıyor. Ve tabii artık sonrası Marias’ın insan ilişkileri ve olasılıklar üzerine işlediği nakışlarla renkleniyor. Elbette kitaba adını da veren Shakespeare alıntısı sarmal döngülerle sonuna kadar bizimle. Kitabın sonunu tahmin etmeyeceğim bir ihtimalle bağlayışına bayıldım.Hayat tam olarak böyle bilinmezlerle/bilinemeyeceklerle dolu dedirtiyor.
Beyaz Kalp’te de olduğu gibi bu kitabın da ilk yarısında biraz tutukluk hissettim ama ikinci yarı sevdiğim Marias vardı.Hele geçmişe dönüp kendi karısıyla ilgili bir anısını anlattığı yerde kendimi Yarınki Yüzün’ün içindeymiş gibi hissettim.Ve kitapta bir cümlenin içinde “yarınki yüzünün bile neye benzeyeceğini bilemeyecekken” ifadesini görünce bu kitaptan 8 yıl sonra yazacağı şahane serisinin tohumları belki de taa o zamandan içindeydi diyerek gülümsedim