“Konuşabildiği zamanlar, bazen konuşmak yerine dalgın dalgın muhatabına bakardı. Sanki söylemek istediği her şeyin tam tercümesinin bakışlarıyla mümkün olacağına inanıyormuş gibi…Söz yerine gözleriyle selam verir, söz yerine gözleriyle teşekkür eder, söz yerine gözleriyle özür dilerdi. Ona göre bakışlar kadar doğrudan ve sezgisel bir temas yolu yoktu. Temas etmeden temas kurmanın neredeyse tek yolu buydu.”
“Aşık olmanın, bir hayaletin ruhunu ele geçirmesi gibi bir şey olduğunu o sıralar ilk kez fark ediyordum. Şafak vaktinde gözlerimi açmadan önce, yüzün çoktan gözkapaklarımın altında olurdu. Gözkapaklarımı açtığımda sen birdenbire tavan, gardırop, pencere camı, sokak ve uzaktaki gökyüzü arasında yer değiştirir, bir görünüp bir kaybolurdun.”